14 Şubat 2013 Perşembe

Reklamlar...

Uzun süredir TV 'de reklam kuşağına denk gelmemiştim..Dün akşam sağolsun Kuzey-Güney sayesinde izlemediğim kadar çok reklamı hem de birbirinin yıllarca aynısı olan reklamları izleyince içim bir sıkıldı bir sıkıldı taa ki......

Önce Ariel için beyazlar giymiş bir kadın , yılların aynı yöntemi olan hangi deterjandan daha iyi sonuç alındığını gösteren kıyaslamalı bir demo yaparak tüm kadınları Ariel kullanma konusunda ikna ettiğini zannetti.Ama Allah için şu an aklımda sanki cenneteymişim gibi sadece beyaz çağrışımlar kaldı..

Sonra da yılların Ipana'sı ,yıllardır aynı diş doktoru ile çalışıyormuşcasına, yine kendisine de  beyaz giyindirerek, sıkıcı diş gerçeklerini biraz daha teknolojik bir demo ile taçlandırarak hepimizi İpana kullanma konusunda ikna ettiğini zannetti.Ürünün ambalajınından ve reklamından bayağı sıkılmışım ki bayağı bir off'ladım...

Taaki hemen bu reklamların ardından Biscolata reklamı çıkana kadar..
Hemen bir gülümseme geldi.. )) Tamam dikkat çekici unsur!! kullanmışlar, ortam şahane, ürünle bir alaka kuramıyorsun vs vs ama mesela o çikolatayı ince ince doğradığı demo sahnesi bayağı güzel ve akılda kalıcı bir uygulama olmuş..)
Hele de o sıkıcı, bildik reklamların ardından ezber bozan bir reklam/ concept/ uygulama görmek beni bir mutlu etti bir mutlu etti..

Hemen Biscolata'nın ardından ise bebeklerin yerine kazık kadar çocukların!! pişik sorunu ele alan o korkunç Popolin reklamı ise gülmekten öldürdü.

Sen kullan Popolin pişik kremini Biscolata erkeklerinde sonra gör bakalım satışlar nasıl artıyor ...

Einstein 'ında dediği gibi;Hep aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek ''aptallıktır ''.

Bütün bunlar ise aklıma neredeyse 11 sene öncesinde bizim çektiğimiz reklam filmimizdeki absurd'lukleri getirdi aklıma.

Sorumlu olduğum markanın bebek şampuanı için bir reklam filmi çekilecekti ve her yaştaki bebek için uygunluğunu anlatmak üzere bir konsepti vardı.

Reklam ajansı Türkiye yerine Belçika 'da yabancı bir direktör ile çekilmesini uygun gördü. ) Biz de bir ses etmedik.
Filmde 3 bebek kullanılmalıydı.Koca Belçika'da 1 yaşında uygun bebek kast bulunamadı, bebek İngiltere'den Belçika'ya geldi, diğer 2 çocuk ise birisi 2 yaşında birisi 4 yaşında Belçikalılardı.
Belçika'dan olan da birisi Flemenk bölgesinden olduğu için Felemenkçe diğeri ise Valon olduğu için Fransızca konuşuyordu.Dolayısıyla birbirini anlamıyorlardı. İşleri nasıl basit halden karışık /komplike hale getirdiğimizin bence en iyi örneğidir bu deneyimim..

Müşteri:Türk. Direktör : Yabancı ama Belçika'lı da değildi sanırım.. Çekim : Sebepsiz Belçika.
Kast birbirinin dilinden anlamayan 3 çocuk..Ürün:Basit bir göz yakmayan bebek şampuanı...Maliyet:Gereğinden fazla.

Ezber bozan bir taraf ise deneyimin kendisi oldu..) Ürün ve reklam değildi yoksa..


''Ezber bozmak '' lafını/ mottosunu ise ayrıca seviyorum.. Bu da başka bir yazı konusu olsun..





12 Şubat 2013 Salı

'' MY WAY ''

Hayatta -Allah'a çok şükür -çok az şeyi ve/veya kişiyi kıskanmışımdır. Ama nedendir bilinmez çocukluğumdan beri sahneye çıkan kişiler; ister şarkıcı ister tiyatrocu ister dansçı fark etmez bu listenin en üst sırasında kıskanılmışlardır.

Onların sahnede iken hissettikleri, üst düzeye çıkan performansları nedeniyle izleyiciler üzerinde bıraktıklarına emin oldukları bazı izlerin '' anları'' vardır ya hani tüyler ürpeten cinsten. İşte o tarifi zor olan hazzı  yaşayan ve yaşatan her kimse O'na her zaman çok büyük bir hayranlık beslemişimdir.

Hiç olmayan keşke'lerim böyle  an 'larda hemen zincirlerinden kopup ağzımdan sese dönüşürler; ''Keşke ben de böyle bir hazzın sebebi olabilseydim '' gibisinden...

Bana göre şu fani dünyada '' Eğer cennetin kapısınından geçiyor olsaydın  nasıl hissederdin ?'' diye sorarsanız 2 cevabım olurdu;

- Bir annenin çocuğunu doğurması (ve hayatı boyunca gururla yaptıklarına tanık olabilmesi )

- Bir sanatçının sahnede aldığı haz kadar o hazzı izleyicilerine/dinleyicilerine de hissettirebilmesi

 benim için bu dünyada eğer cennet olsaydı kapısından geçerken hissedebileceğimi düşündüğüm hislere en yakın olanlar olurdu herhalde.

Ben de bu düşüncelerle  cennetin kapısını şu fani dünyada araladığı ''an'' ı yakayabilmiş bir şarkıcının bir konser görüntülerini paylaşmak istedim sizlerle...

Yer: Londra ...

Tarz ve yer :Kesinlikle alt alta üstüste, izdiham yaşanan  bir stadyumda değil çok tarihi ve akustik bir yer olan Royal Albert Hall 'da..Hani taa 1871 'lerde yapılan ve en ünlü müzisyenlere ev sahipliği yapan görkemli tarihi yerde. Her adım attığını da  '' Ruhu şad olsun '' diye anımsayacağınız kişilere ev sahipliği yapmış olan yerde...

Seyirciler: Klasik konser dinleyicisi yerine  smokinli beyler, tuvalet giymiş kadınlarla dolu olağanüstü şık bir ambians...

Sahnede : Robbie Williams... Hani ne söylesek az gelecek olan, şarkı söylerken boyu ve posu da devleşen  ama en çok bakışları belirginleşen, sesi ile kanımızı titreten ...

Şarkı: Hayatının sonuna geldiğinde '' hangi şarkı seni anlatsın istersin ?'' diye sorsanız, veya hadi olumlu bakalım '' hangi şarkı sözünü örnek alarak yaşamak istersin ? diye sorsanız  bu şarkı ile kendimi anlatmak istediğim, şarkının ilk sahibine de ölesiye bir hayranlık beslediğim, her dinlediğimde ''duygular 100 sene öncede benzer imiş 100 sene sonra da benzer olacak, insan var olduğu sürece '' diye     şaşırdığım, ruhumu besleyen MY WAY şarkısı..

Buyrun izleyin, hislenin, tüylerinizi ürpertin..Robbie Williams'ın hangi an'ını, hangi hazzını en çok kıskandığınızı ve/veya -sizler için daha yumuşatarak ifade edeyim- imrendiğinizi  düşünün..

O sandalye üstünde gururla şarkıya başladığı an'ımı, yoksa seyircilerin ilk ayağa kalkıp alkışlamaya başladığı an'ı mı,yoksa şarkının ortasında '' everybody ''diyerek herkesi şarkıya ortak edip çok zarifçe yaşadığı mutlululuğu bir kuğu gibi dansa dönüştürdüğü an'ımı,yoksa en son ''I did it my way '' derken merdivenlerde yumruğunu havaya kaldırdığı ve yaşadığı ve yaşattığı o olağanüstü güzelliğe sebep olmanın hazzını göz yaşı olarak ifade ettiği an 'ımı, yoksa en son karede dinleyicilere fırlattığı bakışlardaki haklı gururlandığı an'ımı...

Ben kendi adıma sadece o ortama, o an'lara tanık olabilmek için neleri vermezdim diye düşündüm..)) Zira baştan sona benim için sıradışı hisler şöleni oldu bu konser kaydı...

Belki biliyorsunuz bu yaz Haziran sonu-Temmuz başı Robbie Williams gene Londra'da 4-5 akşam konser veriyor olacak..Ben başka bir seyahat sebebiyle orada olamayacağım ama imkanınız varsa stadyum konseri de olsa böyle bir fırsatı kaçırmayın derim..

Ne de olsa yaşadıklarımız ''an''lardan ve bu an'ların da ANI'lara dönüşmesiyle kıymetli hale geliyor değil mi ?

Hani rutini bozup, aldığımız NEFES için şükrettiğimiz, güzellikleri daha fazla görüp kıymet bildiğimiz sıradışı an'lardan...