26 Nisan 2013 Cuma

Yaşamak zamanı


Ölüm hakkında ne düşünürsünüz bilmem...Kimileri korkar ölümden yitip gitmekten; kimileri hiç düşünmez; benim gibiler ise ne korkar ne de düşünmemezlikten gelir. Zira gideceği yerde sevdiği çok insanın onu beklediğini bilir.Kendine üzülmez geride bırakacaklarına üzülür sadece.

Şu sıralar etrafımda sevdiklerinin sağlık sorunu ile uğraşan çok dostum olduğu gibi maalesef kendisini zamansız kaybettiğimiz dostumuz,tanıdığımız oldu.Belki de sormamız gereken ''zamanında giden var mı?'' bu dünyadan..Herkesin kaybı kendisi için de sevdikleri için de zamansız olmuyor mu çoğu zaman..

Fark ettim ki eskiden görevden gittiğim cenazelere bile yürekten gidiyorum artık ben. Giden kişiye helallik verebilmenin huzuru kaplıyor içimi cami avlularında.

Büyümek demek bu demek galiba.Yaşamdan alacağın sorumluluk paydasınında artması demek. Yaşam esnasında daha fazla çeşitlilik ile tanışmak demek.Her boyutta. Büyümek biraz da değişmek demek.Ama ne olursa olsun yaşamak demek.Yaşanmadıktan sonra koskoca bir ömür;cami avlusunda giden kişiyle yeterince anı biriktiremedikten sonra, söylemedikten sonra içinden geçenleri, yaşatacağın onca güzellikleri esirgedikten sonra kıymeti yoktur aslında  hiçbir şeyin..İşte o zaman '' keşke''ler gelir bulur seni..

O zaman dersin işte keşke başka türlü yaşasaydım şu hayatı...Hayat dediğin kimileri için 2 perdelik bir oyun kimlleri için ise uzun metrajlı film. Önemli olan- oyun olsun film olsun- karakterler sağlamsa, senaryo güçlü,metinler samimi ise o zaman bu korku niye ??

Keşke dememek için sarılın hayatınıza, sahip çıkın..Can Yücel'in de dediği gibi silkelenin; zaman yaşamak zamanı...

YAŞAMAK ZAMANI


Yemek de boş içmek de,
Hatta yeri gelmeden sevişmek de.

Tam zamanında öpmelisin mesela güzel gözlünü,
Tam zamanında söylemelisin sevdiğini
Gözlerinin içine baka baka.

Bisikletinin gidonunu
Tam zamanında çevirmelisin
Düşmemek için;
Tam zamanında frene basmalı,
Tam zamanında yola koyulmalısın.

Tam zamanında okşamalısın basını
O üzüm gözlü çocuğun
Hıçkırıklar tam dizilmişken boğazına,
Tam ağlamak üzereyken.

Tam zamanında koymalısın elini omzuna
En sevdiğin dostunun babası öldüğünde.

Tam zamanında tutmalısın düşerken
Üç yaşındaki sehpaya tutunan çocuğu.

Tam zamanında acımalı yüreğin
Afyon'da Hasan Ağabey' in evi yıkılınca başına
Evsiz kalınca çoluk çocuk
Ki uzatasın elini bir parça.

Tam zamanında açmalısın kapını
Hayatına girmek isteyenlere.
Tam zamanında çıkarmalısın
Sevginden şımarmaya başlayanları.

Tam zamanında affetmelisin kardeşini
Biliyorsan yüreğinde kötülük olmadığını
Seni gecenin üçünde arayıp da
Kafasının iyi olduğunu söylediğinde.

Tam zamanında öğretmelisin oğluna
Gerekiyorsa yumruk atmayı
Tam burnunun üstüne
Tiksinmeden pisliğinden,
Yukarı mahallenin sümüklü bebesi
Misketlerini zorla almaya çalışırsa.

Tam zamanında bağırmalısın
Acıyınca bir yerin.
Tam zamanında gülmelisin
Kemal Sunal küfür edince filmin bir yerinde.

Tam zamanında yatmalısın
Yola çıkacaksan ertesi gün
Ve arabayı kullanan sensen
Sana emanetse çoluk çocuk
Ve kendin.

Tam zamanında bırakmalısın içmeyi
Son kadeh bozacaksa seni
Ve üzeceksen birilerini
Ertesi gün hatırlamayacaksan.

Tam zamanında ayrılmalısın misafirliklerden.
Tam zamanında konuşmalı
Tam zamanında şarkı söylemeli
Tam zamanında susmalısın.

Tam zamanında terk etmelisin gerekiyorsa
Annenin babanın evini,
Tam zamanında başka bir şehre gidip
Ayaklarının üzerinde durmaya çalışmalısın.
Tam zamanında dönmelisin memleketine.

Tam zamanında için titremeli,
Tam zamanında âşık olmalı
Deli gibi sevmelisin güzel gözlünü.

Tam zamanında toplamalısın oltanı
Belki de seni şampiyon yapacak
En büyük balığı kaçırmadan.
Tam zamanında yaşlandığını hissetmeli
Tam zamanında ölmelisin
Iskalamak istemiyorsan hayatı.

Haydi, şimdi kalk bakalım
Silkin şöyle bir
At üzerinden hayatın yorgunluğunu,
Vakit zannettiğinden daha az
Haydi, kalk bakalım,
Şimdi YAŞAMAK ZAMANI

CAN YÜCEL

25 Nisan 2013 Perşembe

Şundan bundan

Bünyem kaldırmadı artık daha fazlasını ve isyan etti... Ama benim gibi inat bir insana yakışır bir şekilde yaptı bu isyanını...İnsan içine hemen kaçamayayım, spora hemen atmayayım, tez canlılıkla işe girişmeyeyim diye beni bu yaşımda su çiçeği yaptı. Ki her yerim kabarsın beni gören kaçsın diye. Ne yapalım ben de zorunlu istirahatten dolayı oturdum uzun zamandır aklımda olanları dökmeye ...

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Nedendir bilinmez ama biz millet olarak bazı şeylerde çok ilerideysek bazı şeylerde de o kadar geriyiz.. Mesela her yerde bangır bangır facebook ve internet kullanımında ne kadar ileride olduğumuz yazılır çizilir ama bir alışveriş merkezinde yürüyen merdivene binmekte zorlanırız...Dikkat edin yürüyen merdivenlerde kuyruk olur. İnsanlar hangi ayakla hangi basamağa bineceklerini planlamaktan binemezler yürüyen merdivene. Neden acaba ?

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Hazır evde iken başucumda bulunan 4-5 adet kitabı okurum nasılsa dedim... Kitaplardan bir tanesi nice zamandır orada duran '' Bad mother's hand book ''
Kızım bu kitabı görür görmez '' Ben sana kötü davrandığım için kendini kötü hissedip mi bu kitabı okumaya başladın?'' dedi.
Epey güldüm...Sonuç derseniz tüm başucu kitaplarımı bir kenara koyup Elif Şafak'ın ''Aşk '' kitabını tekrar ve yeniden okumaya başladım. Tam güzel bir bahar havasına layık.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
O kadar güzel bir hava varki dışarıda; içeride hasta  olsam bile dışarıdaki güzel havayı içimde, taa iliklerimde hissediyorum...Enerji taa derinlerime kadar işleyebiliyor...Bugünkü ay tutulmasından mı bilinmez...Sadece keyfini çıkartıyorum. Su keseciklerime rağmen...Müzikte ise şu sıra olmazsa olmazım Katie Melua...Çoğu şarkısını çok beğenmekle birlikte şu şarkısını şu sıralar çok dinliyorum;
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

16 Nisan 2013 Salı

Git-Gel'ler

Seviyorum git-gel'leri ben... Hem fiziksel olarak hem de düşüncesel olarak gitmeleri gelmeleri...

Hem yeni, keşfedilmemiş diyarlara doğru hem de eski, beni ben yapan kişilere veya yerlere  doğru gidip gelirim sık sık...

Her yaşanmışlığın hakkını vermeyi severim...Yüceltmeyi de bilirim...Anmasını ve an'ı tekrar yaşamayı da...

İster hatırşinazlık deyin ister geçmişe özlem deyin... Ben ise ''Ben ''i ''Ben '' yapan herşeye sarılmak derim...

Hayal kurmasını ise yeni öğrenmekteyim. Planları bıraktığımdan beri... Belki de  gönlüm daha çok  zenginleştiğinden...Nefes almayı daha çok önemsediğimden belki de..Belki de hayatın sürprizlerine her zamankinden daha fazla açık olmamdan...Kimbilir...Şimdiki zamanın kıymetini  ise herşeyden çok bilirim.Buna her gün şükrederim...

Seviyorum zihnimde  geleceğe uzanmayı...Bakalım neler yaşayacağız daha demeyi ?Biraz pervasızca biraz akışına bırakıp hani.

Tüm bu düşüncelerin hepsi dün İzmir 'de bir otele girerken canlandı bende teker teker...Önce düşünceler sonrasında ise anılar canlandı. Sırasıyla... An be an gözümün önüne gelerek selamladılar beni.

Otelin ismi değişmiş, dekorasyonu değişmiş fark etmedi...Dekorlardan bağımsız; birer birer ruhları canlandı yaşanan anıların... Beni gülümsetti '' vay be '' dedirtti. Geleceğe dair ''Kimbilir başka neler yaşayacağız?'' dedirtti. Herşeyden önemlisi ''iyi ki yaşamışım'' dedirtti.

21 sene sonra, dün bir iş için ayak bastığım otel; eskinin Efes oteli idi..Hani şimdinin Swiss oteli. İzmir için izlerin ve ilklerin oteli idi adeta... Benim için de aynen öyle olmuş içeri girer girmez iz'ler bana kendini dün gibi hatırlatmıştı nitekim.

İlk hatırladığım anım ortaokul 2 olduğum bir yaşta okulu kırarak, koyu bir FB'li olarak otelde kalan efsane kaleci Tony Schumacher 'i görmek ve imza almak içindi...Hem cüret etmenin hem de sabretmenin karşılığını aldığım küçük ama büyük mutluluklardan bir tanesiydi o an...

2. anım ise Lise son mezuniyetimi kutladığımız akşama aitti..O gece geldi aklıma.. Kıyafetim, saçım, o korkunç gözlüklerim vs de aklıma geldi ama en çok aklıma gelen ''karmakarışık hislerimdi''...

Genç olmak, bilinmezliğe doğru yol almak, sınav stresi, hayatın en büyük darbelerinden bir tanesini yeni yemiş olmak ama her şeye rağmen çok kıymetli arkadaşlarımın arasında olmak...Dediğim gibi o    '' karmakarışık hislerim '' geldi aklıma...Buruk bir anı oldu kendisi neticede...Sahip çıktım tabiki yine de kendisine.

Kendisini hatırlatan en son anım ise üniversite 1.sınıftaki ben'e dair oldu.İlk ciddi ilişkim, pek aşık olduğumu bildiğim, karmakarışık hislerin en nihayetinde akacak bir kanal bulduğu bir zamana ait olan zamandan. En deli dolu olduğum zamanlara ait olan...

Üniversitede sömestr tatili olmuş, ben İzmir'e gelmiş; erkek arkadaşım ise Ankara 'da kalmıştı. Bu 3 haftalık ayrılığa nasıl dayanacağımızı bilemezken babası bize bir jest yapmış ve oğlunu da koluna takarak iş gezisine İzmir 'e getirmişti..Bir gece yemeğinde otelde bir araya gelmiştik. O yemeğe nasıl giyindiğimi de,hazırlandığımı da, stresini de unutmamışım. Sürprizleri çok sevdiğimi ilk  hissettiğim bir yaşta olduğum; sabretmenin ise eskisi kadar kolay olmadığını anladığım zamanlardan...

Dün sabah gittim İzmir 'e aynı gün içerisinde geldim tekrar İstanbul 'a... Bir otele girdim aklıma neler geldi.. Yürümek istedim sokaklarda daha fazla iliklerimde hissedeyim bazı şeyleri diye ama şimdiki zamandaki şükrettiklerim çağırmakta idi beni... 

Gitmeler gelmeler de olmasa hayat çok sıkıcı olurdu diye düşündüm.. 1 günlük iş gezisi bile beni mutlu etti en nihayetinde...Gitmeleri gelmeleri farklı kılacak olan tek şeyin şimdiki zamanda yaşayacağım kıymetli anların olduğunu tekrar hatırladım.Zamanıma, yaşıma, sağlığıma, sahip olduklarıma tekrar kıymet bildim.

Ve 10 sene sonra nerede, nasıl hissedeceğimi düşünmeye gidip gelmeye doğru yola çıktım...