29 Aralık 2013 Pazar

Canım kızım mektup-10.yaş

''Osman'ın Maya'nın ve Jale'nin duyguları, dokundukları şeylerden geliyor:Bir ayıcık,ahşap,sıcak su, köpük…

Kumda ya da çimende çıplak ayakla yürüdüğümüzde, yumuşacık bir giysiye dokunduğumuzda, çalan bir piyanoyu dinlediğimizde, hepimiz benzer bir keyif duyarız. Bütün bu şeyler bize bazı duygular yaşatır. Oysa,dokunulan nesneler hiçbir şey hissetmez. Duygular,insanlar arasında dolaşır: Murat beni güldürür, neşemi görür, benim neşelenmem onun hoşuna gider;Murat'ın keyiflenmesi beni mutlu eder, benim mutluluğum da onu memnun eder…

İnsanoğlu, gelişimine bu duygu banyosunda başlar ve hepimiz böyle bir duygu alışverişi içinde yaşarız.''

Doğumdan ölüme, gündüzden geceye, geceden gündüze bizi bu koca duygu banyosuna atan nedir?

Neşeyi,üzüntüyü,keyfi,acıyı,mutluluğu,mutsuzluğu,umudu,umutsuzluğu,endişeleri, pişmanlıkları, arzuları,huzuru,öfkeyi,sakinliği,gerginliği,gururu,utancı…aynı anda yaşatan şey ne olabilir?

Aşk, dostluk...

CANIM KIZIM ELA,

Bu seneye dair mektuplarımdan ilkini sana yazmak istedim. Malum sene başı ile sene sonu arasında gözle görülür şekilde büyüyen sendin. Yukarıdaki son paragrafta denilen tüm duyguları aynı anda yaşadığını her halinle hissettiren oldun. Sene başında çok daha saf bir çocuktun sene sonuna geldiğimiz de  ise genç kız aday adayı olduğunu bu duygu seli ile en çok hissettiren oldun.

Bu sene bana en çok söylediğin cümle ise '' Bana güven anne. Benim aklıma güven.'' oldu.

Ne zaman okula dair acaba şunu yaptın mı bunu yaptın mı diye sorguladığımda cevabın çok netti.
 '' Okula giden benim. Benden daha iyi bilemezsin. Ben ne diyorsam öyledir.''

Her zaman net duruşu olan ve akla saygı duyan bir çocuktun ama bu sene akla her zamankinden çok daha fazla önem verdiğini ve herşeyden önemlisi kendi aklını çok sevdiğini her daim hissettirdin bana. Gurur duydum inan. Sorumluluk sahibi olmana ve kendi ayakları üzerinde durabildiğine özellikle senenin son çeyreğinde çok daha fazla tanık oldum inan.

Bu sene birçok yönüyle ilklerini yaşadın aslında. Kasım ayının ilk günlerinde şehir dışına, yanlız başına Antalya'ya tenis turnuvasına gittiğinde ne kadar çok büyümeye, kendi sorumluluğunu taşımak istediğine emin oldum. Aklınla problem çözme yeteneğini geliştirdiğini deneyimledim.

Hele turnuvanın son maçındaki 2,5 saatlik mücadeledende  -kimi zaman ağladığın kimi zaman kendinle gurur duyduğun kimi zaman pes ettiğin kimi zaman arkadaşlarının ''hadi Ela yapabilirsin '' dediklerinde tekrar maça asılıp maçı tie break'ten aldığın zaman -tamam dedim. Deneyimlerin en büyüklerinden bir tanesi tecrübe ettin dedim. Çok gurur duydum inan.

BFF  kavramının bu sene dibine vurdun, kendin gibi  tenis oynayan, akıllı ve duygularını az belli eden BFF 'lerin oldu. Instagram sayesinde arkadaşlıklarını yücelttin, seni tagleyenleri  sen de tagledin, sevdin ve dolayısıyla bir arkadaş grubu içerisinde kendine olan güvenini geliştirdin. Bizim zamanımızın anket defteri sizin zamanınızın Instagram'ı oldu. Daha kısa, öz ve içeriksiz olsa da zamane çocukluğu böyle dedik mecbur kabul ettik. Hatta bak jargona uygun olsun diye kelimeleri türkçeleştirmedim bile.

Sonuçta; 10 yaşını bitirmiş bir genç kız aday adayı olarak olmanı istediğim yerde olduğun için çok mutlu oldum inan.Çok.

Aklına tapan canım kızım,

Hayatta bazı şeylerin hatta çoğu şeylerin akılla çözülemediğini ben de bu yaşlarımda öğrendim. Dolayısıyla hayat boyu en yakın dostum olarak senin ''duygularını '' keşfetmeni ve bazı zamanlarda aklına bile tercih etmen gerektiğini sana öğretmek, bu konuda yol göstermek ve destek olmak benim hem en önemli sorumluluğum hem de en büyük zorluklarımda olacak belli ki. Hele de senin gibi katı, kendi aklını fazlasıyla seven inatçı bir kişilik karşımdayken.

O yüzden sana özel bir kitap almak istedim yeni yıl hediyesi olarak. Sen hevesle bir Iphone 5 beklerken. Aşk ve dostluk isimli. Çıtır çıtır felsefe serisinden.Hani senin okulda hem okuyup hem de tartıştığın kitap serisinden. Hani bu yazımın ilk paragrafı haline getirdiğim alıntının kitabın ilk girişi olan. Hani birlikte okuyup birlikte tartışmak istediğim.

Canım kızım,

Hep sana söylediğim gibi hayatımızda her daim en önemlilerimiz; ailemiz ve dostlarımız…Kah deneyimleyerek, bazen hata yaparak bazen de okuyarak onları hayatımızdaki en önemli yerlere koymayı öğreniyoruz.

Ben de seninle birlikte hem öğrenmek hem de büyümek istiyorum. Belki de bazen senin beni büyütmeni bekliyorum kimbilir.

Tek bildiğim seni çok sevdiğim.
Nice mutlu senelere güzel kızım.

29-12-2013

27 Aralık 2013 Cuma

2013

Hani kış sabahlarında -hatta şu kısa Aralık günlerindeki gibi - daha ezan okunurken kalkarsanız ya yataktan. Kalkmak zorundasınızdır. Ya işe gideceksinizdir ya da çocuklarınızı okula göndereceksinizdir. Ne olursa olsun çok zordur o an. Ne kadar çok sevseniz de çocuklarınızı, işinizi, kocanızı zor gelir o yataktan kalkmak ve yüzleşmek hayatla.

Sabah daha 6.00 sularıdır. Gökyüzü kapkaranlıktır. Perdeyi aralayıp bir ışık hüzmesi arar gözleriniz ama nafile. Gözler umudu ararken vücut ise sürekli yatağa geri dönmeyi ister. O an ertelemek istersiniz günlük acil işlerinizi, tek yapmak istediğiniz zamanı durdurmak iken.

Hava karanlık, ruhunuzda da karanlıktır. Vücut derseniz aydınlanma için çok şiddetli bir dış etkene ihtiyaç duyar. Belki bir müzik, belki bir kahve belki de biraz ayıldıktan sonra spor gibi bir şok etki ile aydınlanmaktan öte ayılmayı bekler ruh ve beden. Belki de sadece biraz zamana ihtiyaç vardır. Sadece zamana...

Hakikaten zaman da çok değil 1 saat sonra fark ettirmeye başlar etkisini. Yavaş yavaş ayılırsınız, ışık hüzmeleri belirdi mi gökyüzünde, yüreğinizde de farklı kıpırtılar olur. Şans vermeye başlarsınız bu sefer geçen zamana. Onu durdurmaya uğraşmak yerine  onunla akmaya hazır olduğunuzu hissedersiniz. Düşünceler de yavaş yavaş uyanır, ertelemeyi düşündüğünüz şeyleri tekrar düşünerek ''neden olmasın?'' demeye başlarsınız. Daha uyanık olursunuz, daha hazır olursunuz ister harekete geçmeye ister sadece durmaya. Farkındalığı olan bir  ''ayık'' olarak.

2 saat geçtikten sonra artık uyku halinden, uyuşukluktan eser kalmaz. Harekete geçmiş çoktan bir takım eylemler içinde bulursunuz kendinizi. Farklılaşmıştır düşünceler, planlar bile değişmiştir.

Sadece 2 saat bile yetmiştir aslında kendimizi bulmaya. Sabah saat 6.00 'daki halimizden bambaşka bir hale dönüşürüz sabah 8.00 'de. Çoğunlukla da  daha iyi bir hale dönüşürüz. Kimi zaman da '' iyi ki ertelememişim şu işimi bu işimi o ruh halimle '' deyip günlük hayatın temposuna bırakırız kendimizi. Aslında kendimizi bıraktığımız tek şey '' zaman'' dır.

Sene sonuna daha bir kaç gün var. Ama 2013 'e dair kabaca hislerimdi bunlar. Zor bir sene idi. Bireysel zorluklar kadar toplumsal zorluklarını da çokça hissettiğimiz. Ne olursa olsun ilerlediğimiz.Yerimizde hiç saymadığımız.

Ben kendi adıma zamanla boğuşmak yerine zamanla akmayı ve zamana teslim olmayı öğrendim bu sene.

Farkında olan  ayık  halimi daha çok yücelttim.

Daha doğrusu yüceltme duygusunu yüceltmeyi öğrendim.

Yatağa dönmek istediğim her anda hissettiklerime '' bu halimde geçecek nasılsa dur ve bekle biraz daha'' dedim.

Sabrederek ilerleneceğini öğrendim.

Sıkıca tutmak yerine bırakarak değişimi deneyimledim.

Düşüncelerimi ve duygularımı istismar eden herkese; ister çok yakınım ister uzaktan tanıdığım, sınırlarımı daha belirgin hale getirerek hissettirmeye çalıştım.

Vicdanımı çok daha fazla yokladım. Aldığım cevaplarla yoluma devam ettim.

Özen göstermeye özen gösterdim.Aileme, arkadaşlarıma kimi zaman da doğaya.

İlerledim.

Kimi zaman geriledim.

Kimi zaman ise çokça gerildim.

Çok değişik şeyleri denedim, çok farklı kişilerin deneyimlerinden etkilendim, blog yazılarıma devam ederek kendimi deneyimledim.

Değiştim.

Zordu.

Ama 2013 sene başına göre çok daha farklı bir noktaya geldim.

Farklılıkların farkını daha iyi anladım.

İleride ki bir noktaya gitmek yerine farklı bir noktada bulunmanın  keyfinin sürülebileceğini keşfettim.

İyi ki kalktıktan sonra yatağa çok az geri dönmüşüm dedim.

Ne olursa olsun '' ağzımızın tadı olmadan '' hiç bir şeyden zevk alınamayacağını hissettim.

Ne olursa olsun hayatı yaşamanın, hayatta sevdiklerimizle olabilmenin çok güzel olduğunu bir daha deneyimledim.

Hepimize ağız tadıyla geçecek nice güzel seneler diliyorum. Sağlık diliyorum. Hem bireysel hem de toplumsal huzur diliyorum.

Gönlünüzden geçenlerin gönlünüzce olmasını yürekten diliyorum.
Sevgilerimle,
İpek




5 Aralık 2013 Perşembe

Mektup dizisi...

2013 'ü geride bırakmaya az bir zaman kaldığı şu günlerde benimde aklıma mektuplar yazmak geldi. Benim için önemli olan kişilere, aileme, kendime, hayata, doğaya, ülkeme mektup yazmak istedim. Yazdıkça daha iyi muhakeme etme imkanı bulacaktım hem. Neler hissettiğimi, sevinçlerimi, kederlerimi, nasıl yaşadığımı upuzun bir seneyi.

Önce düşündüm hep güzellikleri yazarım herhalde dedim. Sonra boğazım düğümlendi…Hep güzelliklerin olmadığını, koskoca bir çatışmanın ortasında nice yitip giden gençler geldi aklıma.
Gezi parkında, Gezi parkı için, ağaç simgesi altında kişisel özgürlükler için. İkna oldum kesinlikle yazmalıyım dedim. Sadece güzellikleri değil, hayal kırıklıklarımı, yer yer tükenmişliklerimi yer yer ümitsizliklerimi de yazmalıyım dedim.Hem belki dedim boşaltırken içimdeki dertleri, dertlerden sıkılmış çözüm üretirken de bulabilirim kendimi.

Önce özel mektuplarımı bitirmeyi hedefledim. Özel yaşamımı toplumsal yaşamımdan daha yeğ tuttuğumdan değil önce ümit ve umut doldursun istediğim için içimi. Belki de kaçtım yüzleşmekten önce ağır ama gerçek sorunlardan.

Madem son bir  seneyi tekrar düşünecektim; müzik de bu işin olmazsa olmazı her anımın yoldaşı idi. O zaman şarkılardan da kendim için bir seçki yapayım istedim. İster istemez en günceli geldi hemen aklıma. Şu sıralar hemen her gün dinlemekten çok keyif aldığım.

Orijinali söyleyen Keane'i çok daha beğensem, imkanım olan her an avaz avaz  söylesem de bu versiyonu da içimi başka ısıttı. İngilizlerin çok sevdiği  çok katlı mağazası olan John Lewis 'in noel için Lily Allen 'e yaptırdığı özel versiyonu ile klibini buyrun hem izleyin hem  dinleyin.

Ben de ilk mektubumu kime yazacağımı düşüneyim...





3 Aralık 2013 Salı

İyi ki...

'' Mesela Tom Cruise' e mektup yazacaksınız. Kendinizi 13 yaşında olarak mı yazarsınız yoksa 18-19 yaşlarında çok güzel, üniversiteye giden bir kız olarak mı yazarsınız?''

''Lider misiniz ? Lider olmayı istermisiniz? Niye?''

''Bir arkadaşınızla kavga ederken inatçı mı olursunuz yoksa iyilik bende kalsın deyip kavgayı bitirmeye mi çalışırsınız?''

''Mesela saçınızı kestirdiniz. Gerçekten çirkin oldu. Bunun farkındasınız. Eğer bir arkadaşınız çıkıp ''Ooo nefis olmuş derse O'nun bu lafını beğenip onunla samimi mi olursunuz yoksa nefret mi edersiniz?''

''Pek hoşlanmadığınız kişilerinde içinde bulunduğu büyük bir grup içerisinde mi arkadaşlık etmeyi istersiniz yoksa bütün zevk ve özelliklerinizin aynısını taşıyan bir kişiyle mi arkadaşlık etmek istersiniz ? Niye?


Yıl 1987. Tam 13 yaşındayım. Anket defterinde sorduğum sorulardan bazıları yukarıdakiler. İzmir'de yaşıyorum o zaman. Hatta yarı zamanlı şehir yarı zamanlı lojman hayatı yaşıyorum. Aliağa'da ki Petkim lojmanlarında. Ama bizim için adeta Alis harikalar diyarında.

Anket defterini A-ha, Rob Lowe, Cyndi Loper, Tina Turner, Samantha Fox, Bruce Springsteen, Madonna, Peter Gabriel süslüyor. Blue Jean'den çıkmış stickerlar dolu heryerinde. Tam 80'ler.

Belli ki tam 80 kuşağı ergenim.

Belli ki kendimi güzel bulmuyorum.

Belli ki bugün nasılsa o gün de Tom Cruise'i beğeniyorum.

Belli ki liderlik kaygım kadar lider olma isteğim var.

Belli ki bugün nasıl arkadaşlarıma güvenmek ve duyacaklarıma üzülsem bile o zamanda da onların gerçek fikir ve duygularını öğrenmek için yüzleşmeye önem veriyorum.

Belli ki şimdi nasılsa o zamanda ateşliyim söz konusu fikirlerim olduğunda. Ama farkındalıkta var bugün nasıl varsa o yaştada . İyilik adına fikirlerimden vazgeçip vazgeçmemeyi tartıyorum kendimce.

Belli ki saçlarım o zamanda bir konu. Nasıl olmasın ki? Yaşadığım 38 sene boyunca hep kesildiler, her kısalıkta ve tarzda. Ancak şu son 2 senedir saldılar kendilerini de diğer herkese benzer oldular. Belli ki yaş 13 kendimi çok beğenmiyorum ama yine de bir tarzım olmasına uğraş veriyorum.

Aşk hep var. Belli bir  kişiye. Takma adı Şirine'ye. Pek tabii platonik. 1992 Kasım ayında olmayacak bir şekilde tanıştığım, duygularımı aktardığım, dostuğunu kazandığım, 1993 Eylül ayında da olmayacak bir kaza sonrasında toprağa verdiğim. Olmayacak ne denilirse olabildiğine art arda tanık olduğum ilk zamanlar...

2013 aylardan Ekim. Tam 26 sene sonra. İstanbul'da evimdeyiz. Bir grup dostum masanın etrafında. Hepsi 6 yaşından beri tanıdığım. Sadece tanımak değil birlikte hayatımızı paylaştığımız. Benim için hayat paylaşmak demek anne ve babalarımızı da yaşamış olmak demek. Uzaktan değil dibinden, taa içinden. Lojman hayatı sayesinde.

Anket defteri önümüzde, ellerimiz karnımızda gülmekten oturamıyoruz. 26 sene önce o defterdeki sorulara cevap yazanların çoğu yanıbaşımda.

Şans, şükür, iyi ki'ler havada uçuşmakta...İyi ki kayıt altına almışım, iyi ki saklamışım o defteri ve nicelerini.

Sonra bir arkadaşım çıkartıyor I-phone'unu. ''Bak ne göstereceğim'' diyor. Ekranda annemin el yazısı. Şok oluyorum ama hemen tanıyorum. Annemden el yazısı ile yazılmış Pan Cake tarifi ekranında. Kendi annesi göndermiş O'na da. Anlıyorum ki annem bana selamını gönderdi o sırada, öptü beni yanaklarımdan.

Tam 1 sene önce tekrar kayıt altına başladım dokunduklarımı, bana dokunanları, hissettiklerimi, hissettirdiklerimi bu blog sayesinde…Kayıtsız kalmamak adına…Kendim için...İyi ki...

Annemin Pan Cake tarifini sizinle de paylaşmak istedim. Şimdiden afiyet olsun..