11 Mart 2014 Salı

Yüreğimizde deprem

Yıl 1999. Sabahlardan 17 Ağustos sabaha karşı.

İstanbul'un göbeği.

Bildiğiniz üzere Gölcük depremi.

Bildiğiniz tüm şeylerden farklı olan hani.

Dünyanın sonunun geldiğini sanıp yataktan kalktığınız.

Acaip korktuğunuz; an itibariyle sağınıza solunuza bakıp yitirdiklerinize dair  ne  muhasebe ne muhakeme yapabildiğiniz.

Sabahı zor edip işe gittiğiniz.

Hani başka ne yapılacağını da bilmediğiniz.

Belli ki rutinden yaptığınız ama aslında içinizin almadığı bir durum olduğu apaçık hani.

Yüreğiniz burkuluyor, içiniz çığlık çığlığa.

Dışınız rutin ve umarsız.

Ne de olsa doğa olayı. Elimizden ne gelir ki ? zihinlerde.

Vicdanlar henüz rahat.

Sadece hiçbir şeyin bundan böyle  eskisi olmayacağından eminsiniz


20 Ağustos 1999.

İstanbul'un göbeğinde müstesna bir iş yeri.

Depremden 3 gün sonra.

Kimse birbirine bakmamaya çalışıyor.

Ayıp ortaya çıkmasın diye direniliyor.

Sonra bir an geliyor.

Herkes önce kendisi sonrası birbiri ile yüzleşiyor.

Belli ki çığlıklar artık dışarı taşmak istiyor.

Belli ki rutin filan değil ortalık bildiğin yangın yeri.

İnsanlar can pazarında halen çatıların  altında.

Biz klavye başında.

Vicdanlar perişan.

Depremden 3 gün sonra iş bölümü yapıyoruz.

Kimimiz yollara koyuluyor.

Deprem yerinde. Depremzedelerle birlikte oluyor.

İhtiyaç listesi oluşturuluyor.

Yetmez aileler İstanbul'a taşındırılıyor.

Evler dayatılıp döşeniyor.

Öğrenciler okutuluyor.

Hiç bir şey ama hiç bir şey eskisi gibi olmuyor.

Ama 50 kişinin yürekleri  bir olup yaklaşık 12 sene depremzedeler için çırpıyor.

Kimse ne unutuyor, ne de unutturuyor.

Yıllar geçse bile.

14 Haziran  2013

Gezi gösterileri olmakta.

Deprem gibi etkisi.

Doğa için.

İnsanlık için.

Özgürlük için.

Tek farkı  bu sefer olayın kaynağı doğa değil.

Başımızdakiler.

K.çımızda olamayacak kadar adiler  halbuki.

Adil demedim aman dikkat. Adi.

Bildiğin savaş ortamı.

Kasıtlı ve planlı.

Polisin bizi korumaktan vazgeçip karşımıza hatta ırzımıza geçmeye karar verdiği.

2013 senesinin tam ortasında.

Genç bir çocuk evden basit bir sebep yüzünden çıkıyor. Ekmek kadar.

Adı;Berkin.
Soyadı;Elvan.
Yaşı;14

Kayıtlara geçsin.

11 Mart 2014 

Tam 267 gün sonra gittikçe eriyen bedenden geriye ölü bir beden kalıyor.

Ruhu ise hepimizin yüreklerine kazınıyor. Ali İsmail Korkmaz ve nice diğerleri gibi.

Vicdanlarımız ağır darbe alıyor.

Geçen sefer 3 günde harekete geçmemizin yerini 267 gün sonra kocaman bir boşluk kaplıyor.

Bu sefer tek önemli farkımız; muhakeme ve muhasebe yapabilecek durumda olmamız.

Tek önemli aynı noktamız;

Vicdanlarımız da kocaman delik.

Ve hiçbir şeyin veya hiç birimizin bundan böyle eskisi gibi olmayacağının bilinci.

Daha farkındayız artık her şeyin.

Hayatımızda vermediğimiz tepkiyi  veriyoruz.

Hesap soruyoruz.

Protesto ediyoruz.

Her yerde.

Hayatımızdaki rutine devam etmiyoruz.

Aynı depremde olduğu gibi.

Unutmuyoruz.

3 ya da 267 gün de geçse.

Hesap sormaya ve farkında olarak yaşamaya devam edeceğimiz kesin.

İnsanca yaşamak için.

Berkin için.

Ali İsmail için

Er ya da geç.

İlahi adalet yerini bulacak.

Başımızdakiler k.çımızda bile yer bulamayacaklar.

Ancak öyle vicdanlar bir nebze soluk alacak.


Şairin de maalesef  dediği gibi.;

''Biz yitire yitire kazandık kendimizi.''
Nuri Pakdil










10 Mart 2014 Pazartesi

40'ında bir kadın

Şu sıralar inanılmaz farklı çalışmaya başladı zihnim.

Sürekli okumak, yeni bilgi peşinde koşmak, yazmak, yaratmak, daha farklı yerler görmek, yine yazmak, yine okumak, yine üretmek ve de illaki çalışmak istiyorum.

Şaka değil. Çalışasım çok şu sıralar.

Hem de kapanıp bir yerlerde.

Müzik sürekli fonda.

Kesintisiz.

Arada spor.

Sonra tekrar zihnimde dolaşıp duranları dökerek rahatlama isteğim çok.

Zaman baskısı ile birlikte.

Çok çalışasım var.

Hatta arada ihtiraslanıyorum bile. Daha fazla kişiye, kuruma erişme isteği, etkileşim isteği kaplıyor her yerimi.

Çoğunlukla iş açısından. Sanatsal açıdan arada sırada yani.

Orada burada ürettiklerimiz, tasarladıklarımız, deneyimlettiklerimiz hakkında laf kalabalıkları görüyorum.

Yine zihnimde pek tabii.

Ama gel gör ki uyumlu değil zihnim ile bedenim.

Bedenim belli saatten sonra pes ediyor, yatak onu çağırıyor.

Çocuklar desen bahanem.

Zihnim dolu uykuya dalıyorum.

Ama eksik hissediyorum.

Yapmam gerekenleri yapmıyormuşum gibi.

Yaratma sancısı çeken bir sanatçı gibi.

Bir aşamaya gelmişiz de bir sonraki aşamaya geçmemiz gerçeği gibi.

Belki de toplumsal sorunlarla kendi sorunlarımı özdeşleştiriyorum kimi zaman.

Daha içinde olmak istiyorum herşeyin.

Sorumluluk almak, sorumlu olmak istiyorum.

Birçok kişinin yapmaktan kaçtığının aksine.

Belki de yaş.

40 yaşında olmak .

Farkında olarak istemek hayattan isteyeceklerini.

Ama illaki çaba göstererek.

Ve pek tabi üreterek bazen bir işi, bazen bir çiziyi veya bir objeyi.

İstemek yolun yarısı.

Mızmızlanmak ruhuma aykırı.


Not: 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde tesadüfen İz TV 'de izlediğim ''40 'ında 40 Kadın'' Projesinden çok etkilendim.

Meğersem 2010 senesinde yapılmış bu projenin resim sergisini gazetenin köşe kenarındaki bir haber bülteninde okuduğumu hayal meyal hatırladım. 


Kadın ve kadın hakları için çalışan  birçok kurum ve/veya organizasyon olduğunu bildiğim halde  bir şey yapmadığıma göre demekki aslında hiçbir şey bilmiyormuşum!!...( Lao TZU 'nun sevdiğimiz bir lafı buraya cuk oturuyor!)


Bilmek ve yapmamak aslında bilmemektir!


Birbirinden çok farklı kesimlere ait ama ortak noktalarının; Kadın ve 40.yaş dönüm noktalarında farklı duygu ve arzularını keşfetmiş, keşfetmekle kalmamış, yüzleşmiş ve bu uğurda emek harcamış kadınlardan çok etkilendim. 


Özellikle de imkansızlıklarla örülü iken yapmak istediklerini hayata geçirebilenlerden.
Tanıtım videosu az biraz fikir verse de belgesel çok daha tamamlayıcı ve fikir verici halde.
Elinize sağlık Tuluhan Tekelioğlu.


http://www.mynet.com/video/insanlar/40-inda-40-kadin-498959/

Ben de hem bilmek hem de yapmak istediğime göre bir şeyler hayırlısı diyelim. Bekleyelim.