22 Temmuz 2014 Salı

Endişeli mutluluk

11 sene önce ilk çocuğumu kucağıma aldığımda duymuştum bu lafı.Yakın bir arkadaşım da benden 5 ay önce doğurmuş ve '' artık bizi endişeli bir mutluluk hali '' bekliyor demişti.

Kalbimiz kendimiz dışında bir başkası için artık atacağı için  mutluluk halimiz de endişeli ve kaygılı bir mutluluğa dönüşmüştü. Hani şimdi onlar mutlu diye mutluyuz da bakalım yarın da kalbimiz böyle atmaya devam edecek mi ? diye.

O zaman 30 'larımın tam başında olan ben; endişeli mutluluğun ben halini deneyimlemiştim. Bencil halini.

40 yaşımdayım. Keşke hep ''ben'' halini yaşamaya devam etseydim bu endişeli mutluluk halinin diye düşündüğüm bir zamandayım.

Zira gerek toplumsal gerek de küresel olan bitenler hepimizi; hepimizi olmasa da duyarlı ve kalbi atmaya devam eden herkesi endişeli mutlu haline büründürdü. Hatta çoğu zaman endişeli ve kaygılı çok az zamanlarda gerçekten mutlu olabilen bizler için  ''huzur'' hepimizin peşinden koştuğu bir kavram oldu sanki.

Ama ne yalan söyleyeyim; ben halimden sıyrılabildiğim için çok daha tam hissediyorum kendimi. Her daim mutlu olmaya bile tercih ediyorum bu bencil olmayan halimi.

Olan bitene üzülmekle birlikte çok endişeli olmamaya çalışıyorum, az korkuyorum.
Duyarlılığım hiç bu denli artmamıştı sanki.
Kendimle uğraşmaktan çıkıp başkalarını daha çok düşünür olmak bana çok iyi geliyor.
Sanki enerji çemberim genişledi. Görüyorum ki benim gibi düşünenden ziyade hisseden çok arkadaşım var etrafımda.

Zira düşünmek çok daha pasif bir eylem ama hissetmek daha aktif ve paylaşımcı geliyor bana.
Başlamak bitirmenin yarısıdır lafı eskide kaldı.
Benim için artık '' hissetmek başarmanın yarısı ''

Biliyorum zor günlere gebeyiz.

Her dönem gibi.

Endişeli mutluluğun kıymetini bilmek bile lüks gibi.

Hep söylediğim gibi ; herşey göreceli.

Hakkımızda hayırlısı.

Sadece benim, bizim için değil.

İnsanlık için.















14 Temmuz 2014 Pazartesi

Çığlık

Uzun zaman oldu yazamayalı...Aslında sadece buraya yazamadım. Yoksa aklıma hep yazmaktayım.

İş güç, çoluk çocuk, 18'inde İzmir'den gitmek için elimden geleni ardına koymayıp İzmir'den kaçıp; 40'ında ''yandım Allah'' diyerek bir nebze de olsa tekrar toprağıma yakın olabilmek adına son 2,5 aydır tamamlamaya çalıştığımız  bir yazlık derken  istediğim kıvamda kendimi dökemedim...

Dökemedikçe sinirlendim, sinirlendikçe hey heylendim, başkalarına çıkıştım, sonunda çığlık atma noktasına geldim. Tam çığlık atmak istemiştim ki en son ne zaman çığlık atmıştım diye düşünmeye başladım.

Çocuklarımın başına gelen bir şeye mi; korktuğum bir şeye mi; dünya kupası maçlarına mı diye düşünürken birden gülümsedim. Gülümsemekle kalmadım bayağı mutlu oldum.Vay be dedim. En son nerede çığlık attığımı aklıma geldi. Çığlığın bir adeta bir meditasyon kıvamında deneyimlediğim ''an ''ı tekrar hissettim.Yalnız değil binlerce kişiyle aynı anda çığlık atmanın enerjisini tekrar yaşadım.

Sonra hemen; kendimi  hem tekrar tekrar şaşırtmak hem de  kendimden geçmek için attığım çığlığı ve koşullarını tekrar yaşamak ve hatta sizlere de yaşatmak için ekteki videoyu sizlerle paylaşmak istedim...


Çekim kalitem çok komik.Ama inanın nasıl tutacağımı bile bilemedim Robbie'yi o denli yakın görünce sahnede. Olsun varsın, böyle geçsin kayıtlara.

Attığım çığlığı buraya yüklemek bile  bu yazlık belde de günlerimi aldı desem abartmış olmam.
Teknik imkansızlıklar olmuş olsa da; tekrar benim yazmaya başlamış olmam bile bir nevi rutine girebilmiş olduğumu göstermekte.

Sizlere de tavsiyem; çığlığınızı bile kayıt altına alın.

Size iyi geleceğine, sizleri gülümseteceğine hatta kahkaha attıracağına eminim.