16 Mart 2015 Pazartesi

Ankara

Hayatınızda sizin için değerli olan kişileri sorsam çok düşünmeden cevaplarsınız herhalde...

Peki ya sizin için önemli yerleri, şehirleri, mekanları?

Geçen gün yine, yeniden Ankara sokaklarında dolaşırken düşündürttü beni bu soru...

Kara, kuru, denizsiz, bozkır bir Ankara nasıl olur da benim için bu kadar anlamlı bir yer olmaktaydı ?

Hemen ağzımdan '' Ankara Ankara, güzel Ankara '' şarkısı dökülmeye başlamıştı.

Bu şehri benim için güzel yapan ne idi acaba  ?

Başladım tek tek düşünmeye.

Sıralamaya başladıkça  gerçekleri ben bile şaşırdım. Güzel miydi çirkin miydi önemini kaybetmişti. Benim için bir canı, anlamı vardı bu şehrin.

İzmir' de büyümüş, anne tarafı İzmirli olan ben; aslında Ankara doğumlu idim. Hatta Ankara yerine nüfus cüzdanıma doğduğum hastanenin adı yazıldığı için yıllar yılı Hacettepeli idim.

4 yaşına kadar Ankara'da bulunduktan sonra da her  fırsatta babaanne, hala bağlantıları sebebiyle çok sık gelip gidecektim bu şehre.

Lise'de iken Ankaralı bir erkek arkadaşım vardı. O zaman için çok çılgın bir fikir olan Ankara-İzmir arası birlikte otobüs yolculuğu yapmışlığım vardır kendisi ile. Bayan yanı bilet aldığımı söyleyip otobüs kalkınca yer değiştirdiğim.

Doğduğum hastane olan Hacettepe hastanesinde -doğumumdan tam 17 sene sonra - annemi kaybedince bile net olamadım bu şehrin bana kazandırdıği ve kaybettirdiği şeylerin muhasebesinde.

İlk büyük kaybımın ardından başka bir ilki yaşadım yine Ankara 'da ben. İlk aşkı. ODTÜ'ye geldiğim ilk sene. Giydiğim pantalon markasından neredeyse tüm İşletme fakültesinin adımı bilmeyip İzmirli olarak tanındığım yerde. Sarsıcı, güvensiz, çaresiz hissettiğim tüm zamanların hepsi.

Yine aklıma Ankara'da aynı zamanlarda ; İzmir'deki  ortaokul ve lise hayatımın tek  platonik aşkı  ile tesadüfen  İstanbul 'da ( halbuki tesadüf diye bir şey yok değil mi ? İlmek ilmek örülmüş planlar var, sadece zamanı gelince karşımıza çıkan ) tanıştıktan hemen sonra kendisi Ankara'ya beni ikna etmek için gelmiş ve Atakule'nin en tepesinde tüm şehri görebildiğimiz bir yer geliyor aklıma. O beni çıkmaya ikna ederken ben de O'na  olan gücümle anlatıyorum; neden O'nu yeni bulmuşken  kaybetmek istemediğimi. Ne de olsa o zaman ilişkiler zamanlı. Deneyeceğiz ve tüketeceğiz o yaşlarda birbirimizi. Nedenini bilmiyorum ama ben de ikna etmeye çalışıyorum O'nu. Benim için özel oluşunu ve bu şekilde özel kalması gerektiğini.
Ankara 'da. Bir tepede.

Nereden bileyim tanıştıktan tam 10 ay sonra -7 senelik platonik aşkımı- yine Ankara'da gelen bir telefon ile bir trafik kazasında kaybettiğimi öğreneceğimi?

ODTÜ'de 2.senem. Bayağı berbat dönemler. Hayatımın hem akademik olarak hem de hayat sınavlarına dair  en kötü zamanları. Kafam bayağı karışık, kendimi yönsüz ve amaçsız hissettiğim zamanlar. Alttan ders alıyorum. Aynı bölümden, benim gibi alttan ders alan birisi ile tanışıyorum. Çok sıradışı, çok renkli. Hayatıma gökkuşağı gibi giriyor. Bulutlu kafamın içine doğuyor adeta.  Pervasızlığı, vurdumduymazlığı ondan öğreniyorum. Candan arkadaş oluyoruz Enver ile. Bazen ortadan kayboluyor merak ediyorum. Ama sır verip ser vermiyor. Zamanla anlıyorum sıradışılığını, hasta oluşunu.

Haziran oluyor okul bitiyor, İzmir'e döneceğim, arıyorum evinin yakınlarındaki ankesörlü telefondan '' bak döneceğim İzmir'e , görüşelim son bir defa diyorum '' Neden son diyorum ben bile bilmiyorum. Hastaneden yeni geldiğini ve çok halsiz olduğunu söyleyip, kibarca red ediyor. Üzülüyorum bayağı. Mecbur peki diyorum. Ağustos ayında, alelade bir anda, bir gazetede gördüğüm  vefat ilanında donup kalıyorum. Çok kısa zamanda tanıyıp çok sevdiğim bir arkadaşımı  da böyle kaybediyorum.

Annem, platonik aşkım ve arkadaşım 2 sene içerisinde beni bırakıyorlar. Bozkırın ortasında. Yalnız.

Sonra parasız ama dibine kadar özgür öğrencilik günleri. İzmirli arkadaşlarımla bir kombinin yanıbaşında yapılan inanılmaz kıymetli sohbetler. Sırlar, boyumuzu aşan deneyimler, çaresizlik ama yine birlikten güç aldığımız zamanlar. Yine Ankara'da.

Zaman geçiyor. Üniversite son sınıf oluyor. Öylesine gittiğim bir iş mülakatında mezun olmadan daha ilk iş teklifimi alıyorum ve pek de arkama bakmadan ver elini İstanbul demeye hazırlanıyorum.

Ankara'nın ilk alışveriş merkezi Karum 'da bu defa karşıma İstanbul'daki ev arkadaşım çıkıyor. O 'da İstanbul 'da iş bulmuş ve ev arkadaşı arıyormuş. Onca dostumuz içerisinden en az tanıdığımız kişiyle, bir alışveriş merkezinde, yeni hayatımız için ev arkadaşı olmaya karar veriyoruz. 2 İzmir'li kız olarak Ankara 'dan İstanbul 'a uzanıyoruz.

Böylece İzmir, Ankara ve İstanbul üçlemesini tamamlıyorum.

Ama Ankara sihri benim için devam ediyor. İstanbul'da tanıştığım Ankaralı eşim  ile yine Ankara'da evleniyorum. Gelinliğim bile Ankara 'da dikiliyor. Çok sevdiğim bir ailem daha oluyor. Ankaralı.

Aldığını geri veriyor böylelikle bu şehir bana.  Bana en büyük acımı yaşatan bu şehir aynı zamanda da  en mutlu günümü sunarak af diliyor belli ki kendisi için benden.

Benim gibi bir deniz kızına, bozkırın da söyleyeceği, hissettireceği, deneyimleteceği şeyler varmış diyorum ve Ankara'yı affederek yoluma devam ediyorum.

Bunu yaptığım anda da ilk aklıma  düşen şarkı oluyor zaten '' Ankara, Ankara güzel Ankara ...''











2 yorum:

  1. Yazilarini okumak cok zevk veriyor Ipekcim, olaylari/karakterleri/kavramlari birbirlerine cok guzel bagliyorsun, yazilarin cok akici ve ayni seyleri tekrar etmeden ve acik oluyor, sonucuda hep guzel bir nedene baglaman / sonucun pozitif olmasi ayri bir keyif veriyor bana, bu zaten hayata bakis acinla da ilgili. Devam. Sevgiler. Ve askolsun gelmiyorsunuz.....

    YanıtlaSil
  2. Adsız kod adlı arkadaşım Ebrucum, çok teşekkür ederim.
    35 senedir beni çok yakın tanıdığınız halde bile halen beni okuduğunuzda sizi şaşırtabiliyorsam eğer çok ama çok büyük bir şeyi başarıyorum demektir.:)
    Samimi ve değerli yorumun için çok teşekkür ederim.Bana güç veriyorsunuz.
    Geçen gün de dediğim gibi '' beni ben'siz '' bırakmayın.
    Söyle Şeyh'e bu kadar pahalı yapmasın pahalı Dubai'yi!!!

    YanıtlaSil

Hoş geldim!

Yeni yılın ertesi, annemin başka diyarlara intikal edişinin tam göbeği, oğlumun yeni yaşının hemen öncesi bir zamanlardan merhaba! Uzun bir ...