8 Kasım 2015 Pazar

Davası olmayan kişi benim de arkadaşım olmayacak !

İlk an 
Çok sevdiğim memleketimi kaybettim ben  tam 1 hafta önce. Haberi aldığımda kafam ve yüreğim ayrıldı birbirinden.Topraklanmaya çalıştım, yer ayağımın altından kaydı gitti, kökümü yitirdim. Tarif edilmesi zor, bu yaşamda kesinlikle deneyimlemediğim ama bildik bir acı geldi ve yüreğime lak diye oturdu. Duyularım çalışmazken, duygularım karmançorman oldu. Yabancı oldum. Bir anda. Bu toprağa.

Eve geç gelebildim, zira sandık görevlisi idim, çocuklara ''bana dokunmayın'' dedim. Çağlar iş seyahati için evden erken ayrılmış meğersem. İlk iş koşulsuz sevgiyi hissetmek oldu. Oğlumu uzun uzun sevdim, kokladım, tekrar öptüm, tekrar kokladım. Ergenliğin başındaki kızıma ise dedim ki '' beni yok say ''. Ama O pek anlayamadı beni ve bana futürsuzca isteklerini birer birer sıralamaya başlayınca, başladım ben de bağırmaya çağırmaya. Sakince değil avaz avaz.
Sonra TV karşısına geçtim, biraz boş boş baktım, ağlamak istedim, ağlayamadım.
Sonra en iyi yaptığım şeyi yapmaya karar verdim. 
Öyle bir gecede  bile saat 22.00 olmadan yattım bir pazar akşamında.
Memleketimi kaybettiğim akşamda uykuya dalmam çok zor olmadı. Bildiğin kaçtım başımıza gelen ve geleceklerle yüzleşmekten. Sabah ola hayrola gibi bir ihtimalin olmadığı bir ortamda uykuya daldım.
Ama gece yarısı sık sık bilincim ayıldı ve bana 
''biliyorsun değil mi başına neler geldi ? kaybettin O 'nu '' diye hatırlattı. 
Başımdan savmaya çalıştım, ama kalbimden savamadım. Kalbim hep ağrıdı.

Ertesi gün 

Sabah oldu, Bahar uzun süren bir seyahatten gelmişti, O'nunla buluştuk.
Gözü yaşlı bir şekilde O'nunla dertleştik.
Sadece şu soruyu sordum;
'' Mentorluk yapacağım Odtü'lü üniversite öğrencilerine ne akıl vereceğim ben ? 20 sene boyunca herşeyi tırnağımla hak etmişken, birisinin adamı olmak durumunda hiç kalmayarak , herşeyi bileğimin hakkıyla yapabildiysem,  dayandığımız demokrasinin kaleleri o zaman halen ayaktayken , ben şimdi onlara ne ümit vaat edeceğim, ne akıl vereceğim kaybettiğim memleketime dair ? '' 

Çağlar seyahatte, o esnada düzenli aralıklarla beni arayıp nasıl olduğumu soruyor!! O'nun endişesi ben. 
Zira evdeki huzurun temelinin kadının moralinden geçtiğinin bilincinde. Ben iyi olursam herkese şifa verebilirim ama nadir de olsa benim de dağıtacak şifam kalmadığında Çağlar teyakkuzda.  

2.gün

2 günlük çalıştayımız için sabahın köründe düştüm yollara. Türkiye'nin en büyük FMCG şirketlerinin birisinin önemli grupları ile birlikte bir otel odasında 2 gün geçireceğiz. Kendimi ama en başta zihnimi toplamaya çalışıyorum, mış gibi yaparak enerjik görünmeye çalışıyorum.Yavaş yavaş insanlar da geliyor. Ben hararetli bir ön değerlendirme yaparız herhalde - sohbet babında - seçime dair derken, hiçkimse konuyu dahi dile getirmiyor, yok varsayıyor. Sanki seçim 2 gün önce değil 2 sene olmuş bitmiş gibi.
Herkes önüne bakıyor. Dün dündür misali.
Herkes mutlu sanki.
O odadaki  kaygılı bakışlar sadece ben ve Bahar'a ait.
Garipten öte.
Bu odada bile azınlığız diyorum.
Akşam oluyor, eve bile gitmek istemiyorum.
Bahar ile son akşam yemeklerimizden birisini yemek için otelin hemen karşısındaki Kalamış Marina'ya gidiyoruz.
Biraz şarap, biraz daha dertleşme çok iyi geliyor.
Gözlerimiz hep yaşlı.
Memleket meselesi en baş meselemiz, memleketten de ümidini kesmiş Bahar'ın ABD 'ye gidiyor olması ikinci meselemiz. Bazen önem dereceleri değişiyor, ama ikisinin de benim için mesele olması ve gözlerimin sürekli yaşlı kalması gerçeği bir süredir baki.

3.gün 

İlk derli toplu gazete okuma ve yorumları okuduktan sonra biraz daha kafamda sebep-sonuç şekilleniyor.

4.gün 

Arkadaşlarımla ilk defa buluşup seçim hakkında sohbet ediyoruz. Bazı sorularım oluyor;

- Kendi çocuklarımız dışında kaç çocuk okutuyoruz?
- Okuttuğumuz çocukların kaçına mentorluk yapıyoruz ?
- H&M mağazasından  ayda  ortalama 100 tl 'lik bir alışverişi yapıyormuyuz/ yapmıyormuyuz? Hem çok güzel, hem de çok ucuz diye.
-Kendi çocuğumuz dışında başkalarının çocuklarını ne kadar umursuyoruz?

Bu sorularımın devamı -özeleştiri olacak şekilde- daha da sert gelicek ama kendimi bu günlük bununla sınırlıyorum.

Tek önemli bir umut kapısı olduğunu söylüyorum: Oy ve ötesi. O kurucu üyelerin ve devamında destek veren tüm beyinlerin elleri öpülesi.

Engelleri değil fırsatları gören, görmek isteyen herkesin İLHAM kaynağı. Benim çalıştaylarımın bundan sonraki '' odak konusu ''. Yapılabilirliği, hayata geçirilmesi konusundaki başarısı ile pek tabiki.

Akşam çok yakın bir arkadaşımızın galerisi http://mixerarts.com 'ın bir sergi açılışındayız. Bana uzak bir sanat bile olsa resim sanatı, bakmak ve anlamlandırmaya çalışmak, başka dünyaları yaratabilmenin halen elimizde  olması gibi saçma bir avuntuya dönüşüyor.

5.gün 



Sabah boğaza nazır olağanüstü bir güzellikteki bir manzarada Ali Canip Olgunlu  ile 4 hafta sürecek  tasavvuf sohbetlerinin ilkine gidiyorum. Kafam halen sersem olsa da bilge ağızdan dökülen sözler yüreğime çok iyi geliyor. Sohbet hiç bitmesin istesemde, sindirmek için zamana ihtiyaç duyuyorum, fark ediyorum. Şok edici bir doz peşinde değilim. Zira ruhumun  iyileşmek için zamana ihtiyacı var. Ne kadar zaman o kadar iyi olacağım. Biliyorum. İdrak ediyorum.

Akşam yine evlere sığamıyorum. Sonra harika bir haber geliyor. Duman'ın solisti Kaan Tangöze'nin son albümünün solo konseri için Zorlu PSM 'e doğru yola çıkıyoruz. Mızıka ve  gitar eşliğinde olağanüstü güzel bir ses, yüreğine sığamayacak kadar derdi olan bir solist tarafından birdenbire dökülmeye başlıyor.
Son 1 haftadır yüzleşmekten kaçtığım herşey, bencilliğim böyle cüretkar bir dava adamı karşısında can çekişmeye başlıyor. 

Geziden beri olan biten herşeyi tüm çıplaklığı, kah türkü, kah mızıka, kah da gitar eşliğinde meydan okuyan bir tavırla gözler önüne seren solisti, tüm salon eşşiz bir yere koyuyor. 
Bir yanda meydan okumaya duyulan hayranlık varken bir yandan da '' şimdi basacaklar konseri '' korkusu tüm salonda egemen. Kaygı basit hayatımızın bile  her anında.

Solist devleştikçe devleşiyor, kah içiyor, kah sohbet ediyor ama esas önemlisi acaip şeffaf olabiliyor. İçini ve yüreğini görebiliyoruz solistin. Nasıl desem ? Kale gibi, kapı gibi sağlam ama bir çocuğun kalbi kadar da kırılgan. Derdi çok. Ama bir o kadar da pervasız ve samimi. 

Solist zamanı unutuyor, kendisinden geçiyor, bir arkadaşımın facebook 'ta yazdığı gibi '' içinden Bob Dylan '' çıkıyor ve bize tam 3.5 saatlik olağanüstü bir konser yaşatıyor.

Çok güzel bir sergi, bilge bir adamdan duyduğum olağanüstü sentezler ve bu yazıyı yazarken 3. defadır dinlediğim albumün hepsi ama hepsi ruhuma o kadar iyi geliyor ki, kederden de  zevk alınabiliyormuş diyorum. 

Satın alın ve dinleyin lütfen. Kaan Tangöze. Ruhunuzu iyi gelecek. 







6.gün 

Yine çok yakın arkadaşlarımın http://www.gonulluyuzbiz.net kurduğu bir platform hayata geçiyor. Ne de şanslı bir insanım. Hem akıllı hem de yürekleri geniş arkadaşlarım ve halen bu ülkeden kesmedikleri  ümitleri var. 
Çocuk okutacak bütçeniz olmasa da eminim gönüllü olarak işe yarama niyetiniz vardır. Ne yapabilirim diye düşünmenizi gerek yok. Bu platform sayesinde size, niyetinize ve yetkinliklerinize uygun gönüllü bir projede çalışabilirsiniz.
Bu hafta aldığım en değerli haber idi bu platformun hayata geçmiş olması.

Cumartesi akşamını James Bond filmine giderek bir dönemi daha kapatmış bulundum. Şiddetin her türlüsü o kadar hayatımızın içinde iken; üstüne üstlük bir de para vererek bu absürdlükten hiç hoşlanmadığıma karar verdim...

Müzik dışında keder, acı, dram, savaş ve nice karamsar öğeleri içeren her türlü görselliği içeren sanat ve sinema ikilisini -mizah dergileri hariç- bir süreliğine terk eyliyorum.

Müzikteki keder nedense şu an canımı o denli yakmıyor, bilakis bazen itici gücü bile olabiliyor.

Avrupa 'da  2. Dünya Savaşı sonrasında iyimserliği pompalamak ve normal hayata  daha hızlı dönebilmek adına kozmetik ve parfüm endüstrilerinin patlaması gibi ben de hayatıma '' güzel şeyleri, estetik değerleri, sanat ve tasarımı '' her zamankinden daha fazla sokmak istediğime karar veriyorum.

Gönüllülük, çocuk okutmak, mentorluk yapmak, niyet etmek ve bu yolda harekete geçmek, kendi yetkinliklerini başkalarının çıkarına sunmak ise bundan sonra hem kendimin hem de yakın arkadaşlarım için uygulayacağım kriterler.  Bunlardan en az 1 tanesini yapmayan arkadaşlarımla arkadaşlığımı gözden geçireceğim.

Özün sözü; Davası olmayan kişi benim de arkadaşım olmayacak!

Ciddi ve niyetliyim.

7 kısa ama şiddeti büyük günün sonucunda geldiğim nokta burasıdır. Nokta.