22 Mayıs 2016 Pazar

Dışa vurum



TDK 'a göre '' ruhsal olayların belli işaret veya tasvirlerle yansıtılması, insan ruhunun algılanabilecek biçimde kendini dışa yansıtması, ifade...'' imiş dışa vurum.

Olayların ruhsal olması önemli demek ki dışa vurmak için.

İnsan ruhunun algılanabilecek biçimde kendini dışa yansıtması da bir başka önemli etmen belli ki dışa vurumda.

İfade de kritik terimlerden belli ki dışa vurmak adına.

15 Nisan -22 Mayıs aralığı benim son dönemler de hiç yazmadan, ama sürekli bir eylemler silsilesi ile dışa vurumda bulunduğum bir dönemdi. Planlı bir dışa vurumdu üstelik.

Hepsinde fazlasıyla ruhsal olaylar vardı. Kimisi gücünü ve etkisini geçmişten alırken, kimisi geleceğe dair endişe, kaygı, umut ve ümit yumağına sarılı iken kimisi de gücünü o anda tanık olduklarımızın şaşırtmacasından alıyordu.

İfadenin gücü ve etkisi ise kendisini;  bazen ağlayarak ,bazen  45.000 kişiyle aynı anda bir şarkıya ortak olmak adına böğürerek, bazen de ailemde önemsediğim kişilerle yaptığım hararetli tartışmalarda gösterdi...

15 Nisan'dan beri sırasıyla Madrid, Stockholm, Bodrum, Çeşme, Antalya 'ya gittim. Böyle yazınca çok havalı durduğunun farkındayım.
Şekile değil öze bakın demek istesem de  pek diyemeyeceğim  sanırım gittiğim yerler için.
Zira hakikaten her birisi şeklen de beni çok etkiledi.
Çoğunluğu 3-4 günlük seyahatler idi ama etkileşim ve paylaşım açısından şiddeti çok yüksek idi.

Madrid'e, beni ben yapan, 35 senelik 8 çocukluk arkadaşım ile gittim. Yazıyla çok kolay yazılıyor da  42 yaşında bir kişinin 35 senesini her türlü kaplamış ve hiç kopmamış 9 kadını koyun aynı bir ortama ne oluyor hiç biliyor musunuz ?
Yaşanan duygu ve dışa vurum şiddetini düşünebiliyor musunuz ?
Ben çok kısaca yazayım.
Kişisel bir deprem. Dışa vurum şiddeti de en azından 8 ve/veya  üzeri...

Stockholm'a ise bir konser bahanesi ile gittik Çağlar ve çok sevdiğimiz 2 çift dostlarımızla. Ama hem gittiğimiz konser hem de karşılaştığımız insanlar ve yürüyüp gezdiğimiz yerlerdeki estetik ve zerafet ruhumuzu öyle okşadı ki , dışa vurum kendisini şaşkınlık, kıskançlık bir o kadar da hayranlık duygusu ile ortaya çıkardı.

Estetik ve zerafet hep peşinde olduğum kavramlar...
Bir türlü cevaplayamadığım sorularım var.
Estetik ve zerafet doğuştan mı geliyor? Yoksa sonradan da ediniliyor mu ?
Estetik ve zerafet arasındaki ilişki nasıl ? Biri olmadan öbürü olabiliyor mu ?
Doğduğumuz coğrafya bu unsurların yeşertilmesinde ne kadar belirleyici?
Mesela Stockholm 'da estetik duygusu yüksek kişiler tesadüfen mi bir araya gelmiş ? Yoksa ortam mı belirleyici olmuş ?

Bodrum 'a ise son 20 senemin bana kazandırdığı çok sevdiğim 4 kız arkadaşımla gittik. Amaç detokstu. Ama ruh detoksu oldu. Ya da bizim detoks anlayışımız ve tercihimiz buydu.
Çok kısa ama bir o kadar yoğun ama bir o kadar da plansız salındık ve sarmalandık zamanla adeta Bodrum 'da.
Sahi Bodrum' da zaman hep farklı akmaz mıydı ? Günü doğurmadan yatmak, kahve veya su içmeden bir gün geçirmek gibi bir şey idi Bodrum 'da.
Benim için eski bir sevgili olan Bodrum, dışa vurumun dibine vurduğum zamanlarımın yegane tanığı olarak hep özel olacak ama belli ki artık güncel anlamlar da yüklenmeyecek bir yer olacak benim için...

Çeşme, İzmir 'deki yeni evim, toprağım. Kendimi bisikletle dışa vurduğum yegane kaçış alanım. Basiti çok sevdiğim, çocuk ruhumu özenle sakladığım yaşam alanım. Karı koca kaçtık 2 günlüğüne. Çağırdık sevdiklerimizden ağbimleri. Önce diyeceklerimi demeye sonra da bir kadeh tokuşturmaya pek tabikii.
Her köşesinden bir sevdiğimin çıkma ihtimali olan toprağım. Toprağın altında da üstünde de çok sevdiklerim olan yegane alanım. Dışa vurumun ağababasını yaşadığım en kıymetli ve özel alanım.
Seviyorum ulen seni.

Çok yeni ise maaile fırsat bildik gittik Antalya 'ya. Kayınvalidemler ve kayınbiraderlerimle hep birlikte.
Gideceğimiz yer tarafsız bir yer olsun, hepimizi şaşırtsın, gözümüzü kamaştırsın istedik. Hakikaten de öyle oldu.
Her sene bir kür yazıyorum kendimize şimdiden. İster Çıralı, ister yayla, ister Belek fark etmez.
O gözler, o denli güçlü ve çarpıcı tonlardaki yeşili her sene belli bir müddet görmeli ki, göreceği her türlü çirkinlikte ve kusurda çağırabilmeli gözünün önüne o denli güzellikteki yeşili ve insanüstü doğayı.
Bir kere kamaşınca insanın gözleri bu denli hem daha farkında oluyor insan.
Baktıkları ile gördükleri değişiyor.
Ben de bu kısa ama çok etkili olan 35 güne sığdırdığım farklı seyahatlerimi önce biraz daha sindireyim, baktıklarımla gördüklerimi bu sefer yazı ile dışa vuracağım.
Hani nasıl derler, az sonra :)