15 Eylül 2016 Perşembe

Berlin duvarı, bisiklet, Jake Gyllenhaal

Uzun yazacak değilim. Ama yazmak istemekteyim. Derli toplu olmasına da pek aldırmadan...
*********************************************************************************
Yeni Berlin 'den döndüm. Berlin duvarını gördüm. Değişmek istiyorsak, bu ülkeyi dönüştürmek istiyorsak bizim de duvarımız yıkılmalı dedim. Ama sonra bu söylediğimin ne kadar zor olduğunu bir defa daha  düşündüm. Nitekim orada fiziksel bir duvarın yıkılması ile başlamıştı herşey ... 

Ama bizde yıkılacak duvar 1 tane değildi ki ? Herbirimizin kafasının içindeki hoşgörüsüzlük duvarlarının yıkılması lazım öncelikle...O da milyonlarca duvar demek. Birisini yıkarken bile diğerinin inşa edilmesi bile-zihinsel ortamda- saniyeler sürebilirken bu nasıl mümkün olacaktı ki  acaba ?

Ama Berlin örneğinden  şuna emin oldum...Yıkmadan, yıkılmadan, acı çekmeden, yüzleşmeden, derinden hissetmeden hiç bir değişim ve dönüşüm başlamıyor ...

Almanya tam da bunu başarmış zaten.

*********************************************************************************
Özgürlük hissi ile ilk ne zaman tanıştınız? diye sorsam 

Ben çocukken derim. Bisiklet sayesinde diye devam ederim. Benim için o kadar önemlidir bisiklet. Keşfetme duygusu ile kendine güven duygusunun kesişim kümesidir. Önce tek el bırakılır, sonra 2 el...
İşte o an çok başka bir deneyimdir. Bir daha ne bisiklete binmeyi unutursunuz ne de 2 el bırakarak bisiklet sürmeyi...
Zira dengeyi keşfetmişsinizdir artık. 
Dengeli duruşu , dengeli düşünceyi daha sonra keşfedeceksiniz belki ama ''denge'' de başka bir buluştur.
Hayatı dengeli yaşama isteğim kadar dengeli insanlara şu sıralar neden takıldım bilmiyorum ama onu da mutlaka yazacağım. Özellikle de dengeli insan konusunu...
Ama şimdi bisiklete geri dönelim.

Kadın halimle de çok severim bisiklete binmeyi. Tabii eşsiz yurdumuz bisikleti ve bisikletliyi bir atari oyunu gibi görse de benim için bir şehrin  medeniyet seviyesinin ilk emaresidir bisikletli insan nüfusu.

Gözlemlerim sonucu eğer bir şehirde ; 
  • Bisiklet, insanların temel ulaşımı haline gelmiş,  otobüsler ve arabaların ilk işi bisikletlilere dikkat etmekse,  
  • Yaşı geçkin insanlar bile bisiklete binerek günlük işlerini yapıyorlarsa, o şehirlerin ultra medeni olduğunu düşünür, bir ahh çekerdim.
Berlin seyahati sonrasında ise yeni bir kriterim daha oldu, şehrin medeniyet seviyesine dair.
  • Eğer kadınlar elbiseleri ve mini etekleri ile uluorta  bisiklete binebiliyorsa ve kimse kafasını bile kaldırıp külodunun gözüküp gözükmediğine aldırış etmiyorsa o şehir benim için standart üstü medenidir diyebilirim...
Kıskançlıkla ifade etmeliyim ki kısa Berlin seyahatinde  de ailecek, şehir içinde bisiklete bindik ve bende de  dar olmayan kısa  bir etek vardı. Şehrin kadınlarından güç alarak ama  utanmadan o halimle bisiklete  bindim. İlk bisiklete bindiğimde nasıl özgürlüğü ve kendime güvenimi keşfettiysem, bu kadın halimle,  kısa bir etekle umarsız bir şekilde bisiklete binebilmek de benim medeniyete ve medeni bir ortama olan açlığımı ortaya çıkardı. Bastırdığım tüm duygular,  özlem ve endişeler daha fazla su yüzüne çıktı.

Ve maalesef bu deneyim, beni mutlu edeceğine aslında çok mutsuz etti. Duvar yıkmaktan mini etekle bisiklete binmeye kadar olan süreci düşününce ...

Daha binlerce sorunumuz varken bunun benim için konu bile olmasına şaşırabilirsiniz. Şaşırmayın siz de hoşgörüsüzlük  duvarlarınızı yıkarak beni anlamaya çalışın...


*********************************************************************************

Berlin duvarı ve simgelediği çok şeyden etkilenerek uçağa bindim. 

Onca film arasından ''demolition '' ı seçtim. Türkçe de yıkım, imha etmek gibi anlama gelen filmin başrol oyuncusu Jake Gyllenhaal idi. Film kötü bile olsa adam yakışıklı diye izlemeye koyuldum.
Film adeta içimizdeki Berlin duvarlarını anlatıyordu.

Yıkmaya olan açlığımızı, tekrar hissetmek için yıkmak gerekliliğini çok etkili bir şekilde anlatan filmi izledikten hemen sonra duyarsızlaşmış, yıkmak istediğimiz bir sürü tabu ve hoşgörüsüzlük duvarları olan şehrimize ayak bastım... 




Yazının başında da yazdığım gibi eğer yıkmadan, yıkılmadan, acı çekmeden, yüzleşmeden, derinden hissetmeden hiç bir değişim ve dönüşüm başlamıyorsa önümüzde zor günlerimiz var maalesef...