7 Kasım 2016 Pazartesi

Nobel ödüllü bilim adamı ile ortak yönüm :)

       Nobel ödülü kazanan bilim adamı Vernon Mountcastle hikayesi

Bu kadar bilim adamının arasında bu ödüle niçin siz layık görüldünüz? Sizi diğer bilim adamlarından ayıran özellik ne?"

"Profesör yüzünde bir gülümsemeyle şu cevabı vermiş: "Hepsini anneme borçluyum. Diğer çocukların anneleri, onlar okuldan dönünce, "Söyle bakalım, öğretmenin sorularına iyi cevap verebildin mi?" derken, annem, "Vernon, bugün öğretmene iyi bir soru sordun mu?" diye araştırırdı. Ben niçin Nobel ödülü aldım? Beni diğerlerinden ayıran özellik ne? Bunu soruyorsunuz, değil mi? Beni diğerlerinden ayıran özellik, benim diğerlerinin sormadığı soruları sormam ve sormaya devam etmemdir!"

Harika bir hikaye, harika bir cevap, harika bir tespit. Bu hikayeyi kızımın katıldığı YGA ( Young Guru Academy ) 'deki bir ödevde okuduğum an aklıma tek bir kişi geldi. 
Gülümsedim. 
Ne kadar çok özlediğimi hatırladım.
Son 6 senemizde iş ortağı olarak irili ufaklı bir sürü çalıştayı birlikte geçirdiğim ortağım Bahar geldi aklıma. 
Kendimizi gerçekleştirme yolunda yaşadıklarımıza, kendimizi şaşırtma kapasitemize ve pek tabii bunları yaparken birbirimizi ölesiye çıldırtma kapasitemize tanık olmaktan gurur duyduğum dostum Bahar geldi aklıma. 
En çok soru sorduğum, en zor soruları bana soran, soruları soranın cevaplardan kaçamadığını tekrar tekrar kafama vuran biricik dostum Bahar. 

Bu soruları başta birbirimize sorduk sonra da iş ortaklarımıza, müşterilerimize uyarladık.
Bütün iş modelimizin  soru sormak üzerine kurulu olduğu bir modelde, aldığımız cevaplardan kimi zaman  ilham aldık, kimi zaman gözlerimiz yaşardı, kimi zamanda kendimizden farklı düşünen kişilerden aldığımız tokat gibi cevaplardan başımızı öne eğdik, mahcup hissettik kendimizi.

Sorular sonrasında hoşgörü kapasitemiz arttı, önyargılarımız ve varsayımlarımız kabak gibi sırıttı, kimi zaman dediklerimiz ve yaptıklarımız arasında boşluklar oldu ama hep öğrendik , hep farkında olarak devindik, hep geliştik. Kesinlikle daha iyiye.

Sorularımız içerisinde kişisel sorularımız da vardı. Çalıştay açılışında bunları sormak bir nevi adetten idi, hem kişilerin birbirine açılmasına, hem de başta kendilerini sonra da başkalarını şaşırtmalarına olanak  sağlamaktaydı.
Ama bir süre sonra adet gitti yerini ciddi merak, heves, şaşırmaya ve de şaşırtmaya olan artan ilgim aldı. 
İş olarak yaptığım ve her çalıştayın girişinde yaptığımız 1 saatlik seanslar benim son 6 senedir büyümeme, aydınlanmama, düşüncelerimin güzelleşmesine, kişilerin benden farklı olan yönlerinden esinlenerek önce düşüncelerimi sonra da davranışlarımı esnetmeme olanak sağladı. 
Daha gidilecek çok yolum olsa da niyet ve farkındalığım ile güzel bir 3 'lüyüz biz. Umut var yani.


Tespitlerimizden bazıları ;
  • İş hayatında insanların, 10 senedir yanyana çalıştıkları halde, birbirlerine dair halen ne kadar az şeyi bildiklerine ,
  • İnsanların genellikle en sevdiği soruların Neden? / Ne için? olmasına, 
  • Müşterilerle ( iç /dış ) birebir çalışan bir departmanda çalışanların genelde en çok Nasılsın ? sorusunu sevdiklerine, ( yaptıkları işlerin kişilerin sorularına bile etki etmesi ) 
  • Kişilerin uzun zamandır kendilerine, iç dünyalarına dair pek soru sormadıklarına,
  • Günlük hayatta soru sorduklarını zannettiklerini o soruların bile aslında ; '' Ne zaman yemek yiyeceğiz ? '' Nerede buluşalım ? '' Ne yapalım ? '' gibi yeniliklere ve yeni bilgiye erişmek için soru sorulmadığına,
  • Kimsenin başta kendisi olmak üzere bir başkasını şaşırtmaya dönük olarak zihinsel egzersiz yapmadığına, 
  • Çocukluk anılarının iş ortamını güzelleştiren en güzel kişisel hazineler olduğuna,
  • Kendinizle ilgili gurur duyduğunuz şey ? sorusunun cevaplarının aslında  hepimizin ne kadar kırılgan olduğunu hatırlattığına,
  • Kendimize ait rollerimizden, birbirimiz hakkında varsayımlardan sıyrılmanın sadece ama sadece 1 farklı soru ile ne kadar mümkün olduğuna,
tanık olduk.

İnsanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliğinin, düşünmesi ve muhakeme yeteneği kadar, kendisini bilinçli bir şekilde ŞAŞIRTMA kapasitesi olduğunu bunca çalıştay sonrasında deneyimledim diyebilirim. Benim için o kadar kıymetli bir yetkinliğimiz yani.

Şaşırmak ve şaşırtmak üzerine  çokça düşüncelerim olsa da, şu an sadece şunu söyleyebilirim:
Yeni bilgiyi arayanlar,  yenilenmeyi arzu edenler, dönüşmek isteyenler, yeni ve yaratıcı fikrin peşinde koşanlar şaşırmaktan , şaşırtılmaktan hoşlanmakta...

Siz de onlara el verin. Siz hazır olmasanız bile, onlarla karşılaştığınızda en zor sorularınızı sormaktan çekinmeyin. Onlar bitkiler gibi su vererek büyümüyorlar, soru sorduğunuz zaman büyüyorlar...Tıpkı çocuklarımızın büyürken , gelişirken sordukları binlerce soru  gibi.

Aşağıda hem kendinize hem de varsa çocuğunuza sorduğunuzda alacağınız cevaplardan şaşıracağınız birkaç soru örneği bulunmakta. Hem kendinizin hem de çocuğunuzun sizleri şaşırtmasına olanak sağlamak isterseniz eğer bu soruları sorun derim. Alacağınız cevaplardan şaşıracağınız kesin... 


Öte yandan bilinmesini isterim ki ;

Ortağım Bahar'ı her açıdan çok arıyor ve özlüyorum. 

Cevaplamaktan en çok mutlu olduğum soru : Nasılsın ? 


Kendimiz için 

  • Sormayı en çok sevdiğiniz soru ?
  • Cevaplamaktan en hoşlandığınız soru ?
  • Çocukluğunuza dair en sevdiğiniz anı nedir ?
  • Yetişkin biri olduğunuzu ne zaman anladınız?
  • Kimsenin hiç bilmediği, ama sizin iyi bildiğiniz / yaptığınız ve arkadaşlarınızla paylaştığınız zaman onları şaşırtacak beceriniz nelerdir ?
  • Eğer para kazanmak gibi bir derdiniz olmasaydı ne yapıyor olurdunuz?
  • Bugünkü tecrübelerinize dayanarak bir işi başarmak için sizce ne gerekir ?
  • ......................tanışmak için her şeyi yaparım.
  • Hayatınızın en iyi dönemi ne zamandır?


Çocuklar için 



  • Hayatın bir film olsaydı seni kimin oynamasını isterdin?
  • Bir tek şey icat etseysin ne olurdu ?
  • Görünmez olabilseydin ne yapardın ? Nereye giderdin ?
  • Hayatında gördüğün en güzel şey ne ?
  • Arkadaşlarını seçerken neye önem veriyorsun ?
  • Gelecekle ilgili bir tek şey bilseydin bu ne olurdu ?
  • Bir insanda ilk fark ettiğin şey nedir ?
  • Bir kişiyle hayatını değiştirme imkanın olsaydı kiminle değiştirirdin ? Neden ?

2 Kasım 2016 Çarşamba

Kendi halinde bir devinim hikayesi benimkisi

Ne zaman canım sıkkın olsa -ki şu son zamanlar,  hatta seneler de  canımız çokça sıkkın- ilk iş evden çıkmamak oluyor. Bu hiç benlik bir durum değil aslında. Ama yaş aldıkça, evden de herkes sabahın körü gider olunca, evin keyfini de, içimin hüznünü de, kalbimin ağrımasını da yaşamak bana kalıyor. Evde tek başıma.

Böyle durumlarda aslında bana hep iyi gelen şeyin su kenarına gitmek olduğunu fark etmem çok uzak  değil aslında. Neyse yine böyle günlerden bir gün tam da bugün, suyun ağababası olan Boğaz'a geldim.

Suyun ağababası Boğaz demem boşuna değil.

Her an ve her zaman değişken rengi ile , dibindeki debdebesinin yüzeyinden bile okunduğu, kimi zaman sinsi kimi zaman olduğu gibi, her daim güzel , her daim çekici olan Boğaz'a attım kendimi...



İyi geldi.
Suyun devinimi.
Ne güzel bir kelime.
Devinim.
Tüm dertlerimi tek kelimde  anlatabildiğim, çaresizliğime kocaman çare olan.






Hareket, toplumsal süreç, bir başka ruh halinden bir başkasına geçiş, düşünce sürecinin başlaması, zaman içinde durum değiştirme ...
Bir Boğaz'a geldim neler neler düşündüm.
Boğaz'ın devinimi ülkenin devinime sebep olmuş meğersem.
Eskilerin deyimi ile bugünümüzün tek müsebbibi Boğaz'mış meğersem.
Hayır, şimdikinin meselesi de değil ki bu.
Tee yüzyıllar öncesine uzanan.
Demek ki bizim kaderimizde bu varmış.
Boğaz'ların sahibi bu dertlerin de sahibi olurmuş.
Eğer kaderimiz ise bu ;
Didinmek , didişmek, akıntıya kürek çekmek boşuna.
Biraz tevekkül, biraz döngüye inanmak, devinimin gücüne inanmak...
Boğaz'ın kahpe yüzü kadar güzel yüzünü de görebilmek.
Ohh be dertli geldim Boğaz kenarına.
Dertlerimi döktüm suya.
Şimdi suyun altında akıntılar boğuşuyor onlarla.
Kim galip gelir bilemem.
Ben devindim yeter gari:)


Bu arada bu şarkı ülkeme duyduğum hisleri anlatmak için yazılmış sanırım...