2 Kasım 2016 Çarşamba

Kendi halinde bir devinim hikayesi benimkisi

Ne zaman canım sıkkın olsa -ki şu son zamanlar,  hatta seneler de  canımız çokça sıkkın- ilk iş evden çıkmamak oluyor. Bu hiç benlik bir durum değil aslında. Ama yaş aldıkça, evden de herkes sabahın körü gider olunca, evin keyfini de, içimin hüznünü de, kalbimin ağrımasını da yaşamak bana kalıyor. Evde tek başıma.

Böyle durumlarda aslında bana hep iyi gelen şeyin su kenarına gitmek olduğunu fark etmem çok uzak  değil aslında. Neyse yine böyle günlerden bir gün tam da bugün, suyun ağababası olan Boğaz'a geldim.

Suyun ağababası Boğaz demem boşuna değil.

Her an ve her zaman değişken rengi ile , dibindeki debdebesinin yüzeyinden bile okunduğu, kimi zaman sinsi kimi zaman olduğu gibi, her daim güzel , her daim çekici olan Boğaz'a attım kendimi...



İyi geldi.
Suyun devinimi.
Ne güzel bir kelime.
Devinim.
Tüm dertlerimi tek kelimde  anlatabildiğim, çaresizliğime kocaman çare olan.






Hareket, toplumsal süreç, bir başka ruh halinden bir başkasına geçiş, düşünce sürecinin başlaması, zaman içinde durum değiştirme ...
Bir Boğaz'a geldim neler neler düşündüm.
Boğaz'ın devinimi ülkenin devinime sebep olmuş meğersem.
Eskilerin deyimi ile bugünümüzün tek müsebbibi Boğaz'mış meğersem.
Hayır, şimdikinin meselesi de değil ki bu.
Tee yüzyıllar öncesine uzanan.
Demek ki bizim kaderimizde bu varmış.
Boğaz'ların sahibi bu dertlerin de sahibi olurmuş.
Eğer kaderimiz ise bu ;
Didinmek , didişmek, akıntıya kürek çekmek boşuna.
Biraz tevekkül, biraz döngüye inanmak, devinimin gücüne inanmak...
Boğaz'ın kahpe yüzü kadar güzel yüzünü de görebilmek.
Ohh be dertli geldim Boğaz kenarına.
Dertlerimi döktüm suya.
Şimdi suyun altında akıntılar boğuşuyor onlarla.
Kim galip gelir bilemem.
Ben devindim yeter gari:)


Bu arada bu şarkı ülkeme duyduğum hisleri anlatmak için yazılmış sanırım...






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder