2 Şubat 2015 Pazartesi

Canım oğluma mektup- 6.yaş

Canım oğlum,
Tarihler çok önemlidir derler. Hele de doğduğumuz saat ve tarih.
6.yaşını 9 Ocak'ta doldurduğun halde ben sana yeni yaş mektubunu neredeyse 1 ay gecikmeli olarak yazabiliyorum. Kusura bakma. Ama kayıt altına alınması gerek ki ben seni 09.01.2009 'da saat 11.35 de kollarıma aldım. Bu böyle biline.

Canım Emir'im,
Bu sene çok ama çok büyüdün. Geçen mektubumda; seni 5,5 yaşında ilkokul 1 'e göndereceğim için özür dilerken inanılmaz bir şey oldu.Yasa değişti ve sen gitmekten; ben de vicdan azabı çekmekten kurtuldum.Ne inanılmaz şey şu zaman değil mi? Halbuki tam 1 sene önce nelerden konuşuyorduk...

Seni halen yakın çevren, öğretmenlerin ve aile dostlarımız inanılmaz uyumlu, mülayım, ağzı var dili yok gibi görse de bu sene emin oldum ki aşağıdaki resmin gibi ve aslında tam da yine aşağıda resmini göreceğin annen gibi çift kişiliklisin. 


Hele bir damarına basılsın, sınır ihlali olsun, sana söylenen bir çift laf hasbelkader ikiletilsin; nedense herkesten hatta belki de benden bile fazla bulunan gururun hemen nişan alıp ateş etmeye başlıyor. O zaman yanından hızla uzaklaşmak lazım geliyor. Normal halinle kedi iken bu zamanlarda yırtıcı bir kaplana dönüşüyorsun.Tabii bunu en iyi anlayan ben hızla yanından uzaklaşıp,ufka bakar hale geliyorum ki; kazara gözlerinden çıkan alev ve burnundan çıkan dumandan nasibimi almayayım diye.

Öte yandan çok fazla sosyal olduğunu, arkadaşsız yapamadığın için her gün ya bizim evde ya da başka birisinin evinde arkadaşlarınla programlar yaptığını da belirtmem gerek.Ben sadece isteklerini organize ediyorum. Ama yine de kendi kendine güzel oyun oynadığını söylemeden geçemeyeceğim.Kıyaslama yapmayı sevmesem de; kendi kendine vakit geçirmede ve oyun kurmakta Ela'dan daha başarılısın. Daha az seçici olman da çok daha kolay arkadaş edinmene sebep oluyor. ( Yine bir kıyas geldi pardon :)

Memory card oyununda senden daha iyisi yok. Bu konuda inanılmazsın. Hepimizi yeniyorsun.

Spor en başarılı alanlarından. Şu zamanki en büyük isteğin Kick boks yapmak ve dövme yaptırmak.Şimdilik yüzme ve tenise gidiyorsun. O da haftada 1 defa. Fazlasına hiç gerek yok dedik. Biz demesek bile sen bize öyle sınırlar çiziyorsun ki ancak gak veya guk edebiliyoruz.

Ayakların inanılmaz hızlı; futbolda gelecek vaat etsende benim gönlüm ata sporumuz olan basketbolda. Gerçi bugün gittiğimiz çocuk Dr.'un %75 yüzdelik dilimde olduğunu, boyunun ortalama 1.80 olacağını söyleyip beni hayal kırıklığına uğratsa da yine de ''kimbilir'' demekten kendimi alamıyorum. Allah 'tan ümid kesilmez misali.

Bu sene paten yapmayı öğrendin, surfun üstünde kalmaya çabaladın, kayakta 3.seneyi tamamladın; çeşitlilik ve devamlılıkta sorun yok ama ileriki yıllarda daha odaklanman gerekecektir. İşte o zaman kimden etkileneceksin, nasıl karar vereceksin merak ediyorum.Zira biz istedik diye olmayacak hiçbir şey; şimdiden belli.

Spor dışında; aklı başında, az hovarda, ne istediğini her daim bilen, muhtar kadar meraklı, kararlı, uykuya düşkün, görev adamı olarak aile DNA'sına uygun ilerliyorsun. Şaşırtıcı bir taraf var mı yok mu diye düşünürken; utangaç olabildiğini anımsadım birden. İşte bu konuda beni inanılmaz şaşırtıyorsun. Ne ben ne de babanın utanıp sıkılacağı bir ortam ve/veya durum ol(a)mazken bu yönünle bizi çok fazla şaşırtıyorsun.Şimdilik tabiiki.

Müziğe de yatkınsın. Gitar ve bateri eline çok yakışıyor. Kendini rock starlardan en çok Queen'e benzetiyorsun.( Tabii ki sonun benzemesin!! )
Ben de senin hep olgun bir ruhun olduğunu düşündüğüm için  Justin Bieber'e benzemek istemenden daha anlamlı buluyorum Queen 'e benzemek istemeni:)

Hiçbir şeyi ama hiçbir şeyi unutmuyorsun. Gidilen yerleri,geçtiğimiz yolları, verilen sözleri, sana söylenenleri. Çok ama çok dikkatlisin.

Ailemizin en dokunmayı ve öpmeyi seveni sensin. En çok ablanı öpüyorsun. Hem de yerli yersiz. Seyahate çıkıp onunla aynı yatakta yatmaya bayılıyorsun. En çok O'nu geçmek istiyor, rekabet ediyorsun. En çok babanın sözünü dinliyor, O'nun gibi olmak istiyorsun. En çok da bana kızıyor veya naz yapıyorsun.

Duyarlılığın çok yüksek. ''İçime doğmuştu'' yu tariflemeye çalışıyorsun.

En çok kullandığın cümle '' Sabırsız mısın anne!! Biraz sabırlı ol'' 

En bayıldığın insan herkes gibi Orhan Deden. Ama Murat dayına ayrı bir sevgin var. Ela ise gerçekten ama gerçekten en sevdiğin. Zaten sorulduğunda da böyle cevap veriyorsun.

Kıyafetlerini kendin seçiyorsun, kendin giyiniyor ve yakıştırıyorun.Ayakkabılara ayrı bir düşkünlüğün var. En giyinmeyi sevdiğin şey '' gömlek ''.

Kısacası daha bu yaşında -hem de bir erkek olarak- bayağı seçici bir zevkin var. Bu konuda Bilim dedene ve Murat dayına çekmişsin.






Yorulduğum, yıldığım anlarda sana ardarda verdiğim komutlar içerisindeki tüm tutarsızlıkları bir çırpıda '' İyi de anlamadım.Az önce  böyle yap diyordun şimdi böyle diyorsun. Kafam karıştı'' diyecek kadar da analitik olabiliyorsun.Hem de sakin ve de tane tane konuşarak.

Canımın içi, yüreğimin prensi;

6 yıllık karnen aşağı yukarı böyle. Eskilerin deyimiyle hal, tavır ve gidişat pekiyi. Hatta olağanüstü.

Sen benim için çok özelsin. Nasıl olmayasın ki ? Seni,rahmime düştüğün an hissettim. Duyarlılığın o günlerden sana miras.

Ela; koşullarım gereği savaşçı olmak durumunda idi. O yüzden dirayetli ve savaşçı bir kişilikle  geldi bu dünyaya. Engel tanımayan, düştüğünde kalkmasını bilecek olan.

Senin zamanında ise evren doğman için tüm koşulları hazır etti. 2008 'de dünyada ekonomik  kriz çıktı, krizden şans eseri, 1 ay önce, 12 senelik kurumsal kariyerimden vazgeçtim; dünyada yer yerinden oynadı ama sen o denli içsel bir huzurun içinde  meydana geldin ki ; bugünkü senin yansıman o günlerden belli idi.

Biliyorum senin için her zaman sıradışı bir anne olacağım.
Sporundan hiç vazgeçmeyen, kendi zamanına önem veren, haftasonları sabah uykusunu çok seven, mutfağı ise pek de sevmeyen.
Ama herşeyi en alasıyla organize edebilen. Yorulmak pek bilmeyen.Yapılamayanı yapılabilir kılmaya çalışan.

Ne olursa olsun sen ve ben sadece bir şeyi çok iyi biliyor olacağız.

Gözlerimizle konuşmayı.
Gözlerimizle bakışarak hissettiklerimizi hissettirmeyi,
Az laf ile dünyaları duyumsamayı.
İç sesimizi dinlediğimizde '' doğrumuzu '' bulacağımızı.

Canımın içi; iyi ki doğdun, beni seçerek oğlum oldun.
Nice mutlu senelere,














Hiç yorum yok:

Yorum Gönder