30 Nisan 2020 Perşembe

Görece işte...



50 yaşındaki arkadaşım, Türkiye dışında yaşadığı ülkedeki Covid sonrası durumu, çalıştığı kurumun web sitesinde değerlendirmiş sonra da ''Büyüklerimizin dediği gibi zaman her şeyin ilacı'' diyerek yazısını bitirmiş.

Okur okumaz gülümsedim. 50 yaşına yaklaştığımız bu zamanlarda, kendimiz hayat denilen zaman yolculuğunda epeyce yol almışken zaman her şeyin ilacı lafının referansını halen büyüklerimize bıraktığımız için gülümsedim.

Kimbilir belki de o kadar büyümemişizdir?
Büyümek hem kime göre neye göre ?
Hayat işte.
Görece işte.

---------------------------------------------------------------------------------------------

Sıradan günler, olağanüstü zamanlar ...Ne tezat bir şey değil mi ?
Zaman olarak olağanüstü durumlar yaşıyoruz ama günlerimiz çok sıradan.
Halbuki gün de bir zaman değil mi ?
O zaman sıradan olan şey aynı zamanda nasıl olağanüstü olabilmekte?

Yıllar önceki bir görüşmemizde, sevdiğim bir Türk tasarımcısı, ''sıradan olmak çok zordur.
Sıradanlığı başarabilen az insan vardır '' demişti.

O zaman için bir anlam ifade etmese de Covid virüsünün sebep olduğu şu zamanda bu konu beni hayli düşündürttü...

Sıradan bir güne uyanmanın kendi içerisindeki mucizelerini görmeme vesile oldu.
Dinlediklerim, izlediklerim, okuduklarım, mutfakta yaptıklarım hep ama hep farklı. Yeni bilgiyi, deneyimi lıkır lıkır içiyorum.
Zamanımı yönetme biçmim bile değişti.
Zamanı yönetmemeyi öğreniyorum.
Zamana teslim olmaya çalışıyorum. Halen teslim olamasam da.
Gün içerisinde bazen dizi bile izliyorum. Bu benim için zamanı verimli kılmaya vargücüyle , oldurtmaya çalışan bir kişi için çılgınlık seviyesinde bir başkaldırı.
Geceleri çok geç başlayan -mesela gece 00.30 gibi -sosyal medyadaki canlı yayınlara katılıyorum. Benimle birlikte bağlanan 50.000 kişi gibi amaçsız ama kollektif yaşanan bir ana tanık oluyorum.
Gece yatışlarım gece 02.00- 02.30 buluyor ki üniversite yıllarında bile gece dışarı çıkmadıysam  geç yatamadım ben. Uykuma yenik düştüm hep.
Sanki evin yetişkini ben değilim de yeniliği deneyimleyen ergeniyim gibi hissediyorum.
Kızıma, oğluma çok geçlere kadar ellerinde telefon oturmamalarını söylüyorum ama onlar görmeden kendi sıradışılıklarımı yaparken yakalıyorum kendimi ...

Sıradan bir günün veya gecenin duyguları da deneyimlettikleri de hiç sıradan olmuyor böylelikle.
Sıradanlığa yüklediğim anlam değişti böylelikle.
Sıradan olabilmenin keyfini çıkartmaya başladım.

Bence bir çoğumuzun mutfağında hamur işi açarken , yaparken de duyduğu his bu...
Biz 21. yüzyıl kadınlarına hep beyin gücüyle yapılabilecek şeyler kodlandı, sıradışılık iş hayatı, meslek hayatı ile ilişkilendirildi.
Sıradanlık mutfaklarından çıkmayan, el becerisi yüksek annelerimiz ile ilişkilendirildi belki de . Ben ve arkadaşlarım gibiler ise aklımızı kullanarak ister evdeki yardımcılarımıza havale ederek  ister dışarıdan sipariş ederek mutfak ile ilişkimizi yapılandırdık.
Mutfağı küçümsedik, başkalarını aklımız ile etkilemeye verdik kendimizi.
Bu bizim sıradanımız oldu.

Şimdi ise mutfağı, hayatın başka kalbini, tadını tuzunu  keşfettiğimizden belki de evreka çığlıkları atıyoruz mutfaklardan.
Sıradan olmayı yüceltiyoruz böylelikle.
Olağanüstü zamanlarda sıradan olmayı öğreniyoruz.
Sıradan olmayı başarmaya çalışıyoruz.

Büyümek, başarmak, sıradan olmak...
Hem kime göre neye göre ?
Hayat işte.
Görece işte.

2 Nisan 2020 Perşembe

Yeni bilgi...


Kaçıncı yazıp yazıp silmem. Aklıma düşenler bile hızlıca gidiyorlar. Arkalarına bile bakmadan. Bende de durdurmaya çalışma hali pek yok. Onlar gidiyor, yeni düşünceler , duygular hızla yerini dolduruyor.

Tam oturuyorum dökmeye içimi ; bir bakıyorum onlar da gitmiş.
İçimde sürekli bir devinim.

Müzik ki dinlemeyi çok severim sakinleştiremiyor zihnimi.
Eski ve bildik şarkılar iyi gelir her zaman. Hizalar beni. Yıllar öncesindeki döngüme götürür bir güzel ama hızla da bugünüme ve anıma geri getirir. Bol şükürle.

Ama şu an bildik ve eski, dinlemeye doyamadığım şarkılar bile dinginleştirmiyor nefesimi.

Nefesim daha hızlanıyor sanki.

Karşıma çıkan şarkılar, aklıma düşenler, kalbimden geçenler hiç nefesimi sakinleştiremiyor.

Nefesimi kesen, sakinleştirenler fark ettim ki hiç şu ana kadar dinlemediklerim. İzlemediklerim. Bilmediklerim.
O zaman dikkat kesiliyorum.
Odaklanıyorum.

Şaşırıyorum. Şaşırmak beni sakinleştiriyor.

Böylesine hiç yaşanmamış bir döneme hiç dinlenmemiş müzikler iyi geliyor.
Şaşırmak da...

Enteresan diziler veya kitaplar okumakta iyi geliyor. İyi gelenlerin ortak özelliği; biyografik veya gerçek hikayeleri aktarmaları. Fantastik geçmekte olan bu dönemde beni topraklıyor gerçek bilgiler.

İnanılmaz hızla öğreniyorum, ilginç bir şekilde odaklanıyorum, merakım ve dikkatim en üst düzeye çıkıyorum.
Eskiye hatta çok eskiye ait ama bana ''yeni bilgi ''olan ve beni şaşırtan her şey bana iyi geliyor.
Geçen akşam yakın bir arkadaşlarımızın önerisi ile zoom üzerinden bilgi yarışması yaptık mesela. İnanılmaz iyi geldi.
Bilmek ve bilebilmek değil ama öğrenmek ve şaşırmak iyi geldi.

Öyle bir dönem ki bize bildirmek istediği kesinlikle ''yeni bilgiler'' var. Yeni tınılar, dinletmek istediği yeni müzikler var.

Biraz sakinleyip, nefesinizi ve zihninizi kontrol etmek isterseniz yeni bilgilerin peşine düşün, kendinizi  şaşırtın.

Yaptıklarınız, denedikleriniz veya öğreneceklerinizle...

Yazının başında, yazının sonunun nereye gideceğini bilmiyordum ve içimden bu çıkarak beni şaşırttı.
Rahatladım.
Ohh be.









Hoş geldim!

Yeni yılın ertesi, annemin başka diyarlara intikal edişinin tam göbeği, oğlumun yeni yaşının hemen öncesi bir zamanlardan merhaba! Uzun bir ...