31 Ağustos 2015 Pazartesi

Bir fotoğraf anatomisi

Pek sevgili çocuklarım, 

Daha çok genç olsamda şu ana kadar ( 41 senecik :)) ) size anlatabilecek,  dünya çapında önemli bir başarıya, buluşa, herkesin konuşacağı bir  hikayeye  henüz imza atamadım. 

Bundan sonrası da kader kısmet. 

Ama sizlerde iz bırakmasını istediğim hikayelerimi ve hayallerimi aktarma konusunda şimdilik emin adımlarla ilerliyorum. 

Bazı hikayeler sessizdir, bazı hikayeler ise sadece görseldir, bazı hikayeler ise sadece işitsel. Kimi hikayede vücut dili konuşur, bazısında ise bakışlar, bazısında ise sadece ama sadece kostümler konuşur.  

Sanat gibi. 

Sevgi gibi.

Olması gereken olduğunda TAMamlandığın gibi.

Aşağıdaki fotoğraflara bakınca benim hissettiğim gibi.


Bu sene, neredeyse 1,5 ay önce 15 Temmuz 'da 15. evlilik yıldönümüzü sizlerle birlikte kutladık. Emir belki hatırlamayacak ama Ela, ben ve babanız bence bu kutlamayı hiç ama hiç unutmayacağız...

Bu olağanüstü güzellikteki olağandışılığı hiç unutmayacağız.

Kayıtlara geçmesi gereken şey ;

15.evlilik  senemizi kutladığımız kadar,
Sokaklarında kolumda dolaşmayı hayal ettiğim, boyum kadar kızımın o an yanımda olması kadar,
Sürprizleri ile beni her daim şaşırtan NYC 'da olmamız kadar,
Çok şık bir restauranta hepimizin çok şık giyinmek için çaba sarfetmesi kadar,
Hepimizin gözlerinin ışıldaması kadar,
Ela'nın tam da o gün büyümeye, olgun olmaya karar vererek bize çifte mutluluk yaşatmasıdır hiç unutulmayacak olan...
Bir yanımda 12 yaşında resmi ergen olan kızımla, diğer yanımda da  ''ben ne zaman ''liseci '' olacam '' diye sorup duran oğlumla, basit ama çok kıymetli küçük mutlulukların ne kadar büyük mutluluklar olduğunu idrak ettiğimiz gün oldu 15.evlilik yıldönümümüz.

Ben de hikayenin tam da bu kısmında sadece 3 fotoğrafla sizlere, kendimizden, duygularımızdan, bakışlarımızdan, duruşlarımızdan, kostümlerimizden izler bırakmak istedim.

Detayları ince eleyip sık dokuyan, kılı kırk yaran güzel kızım Ela'm,

Bilmeni isterim ki ben hayatımda kendi gelinliğim dışında prova bile yapmak suretiyle bir gelinlik giymedim.Kendi gelinliğimi de diktirdiğim için onu da ancak tamamlandığında giyebildim:)

Bir gelinlik dergisinde gördüğüm bir detay beni büyüledi. Gerisini de ben hayal ettim.

Kabul ediyorum ne gelinliğim ne de kendim pek de alışılagelmiş bir gelin değildim. 
Ama kendim gibi bir gelindim.
Lütfen saçlar illa da uzun olmalı, topuz olmalı, gelinlik kabarık olmalı, takılar çok olmalı, pırlantalar olmalı, meli malı'ları ile sakın uğraşma. 

Kendin ol, tarz sahibi ol. Yıllarca öyle veya böyle hatırlanacak kadar kendin ol...
Şimdi olduğun gibi.


Canım kızım,

Bazı sözler sadece bakışlarla verilir.
İlla kulağınla duymana gerek olmamalı.
Görmeyi seç.
Gördüğün zaman da bakmayı.
Taa karşındakinin gözlerinin içine... 
Kaçırmadan. 
Bulursan sana öyle bakan adamı da sakın bırakma.
Sarıl O adama.
Geçen gün Alaçatı'da son manyaklık olan havuza /denize gelinlik ve damatlıkları ile girip poz veren çiftleri gördüğünde dediğin gibi..
''O adama ben öyle bir şey hiç yapmam '' 
Bırakma O adamı.























Canım oğlum,

Biliyorsun senden ümidim de beklentim de çok. Bilim Dede'nin zarif ve bilirkişi edasıyla yaptığı tüm dansları seninle yapabilmeyi bekliyorum.
Dans etmek hele de duygularını bir erkek olarak ifade edebilmek çok ama çok önemli.
Eğer eşin olacak kişi senden böyle hareketli, sıradışı bir parça ile hele de normal düğün danslarından daha da uzun sürecek bir şarkıda dans etmeni beklerse hiç ama hiç O 'nu kırma...

Babanı hatırla hemen. 

Onca zorluğa, onca kasılmasına rağmen, beni kırmayarak,  3 dakika boyunca benden gelicek emir ve komuta zincirinde nasıl dans ettiğini hatırla...

Çabaladığını ama bir o kadar da keyif aldığını da hiç unutma.

Her ortamda dalga geçilsek bile ti'ye alabilecek kadar geniş yüreğini ise hiç ama hiç unutma. 

Hep örnek al.

Bir düğün dansı için bile bir kadını mutlu edemeyen erkeğin bir ömür mutlu edemeyeceğini hiç unutma...


Canım kızım ve canım oğlum,

Evlilik  sürekli emek isteyen bir çocuk gibi aslında.
Sizler gibi adeta. 
Hep ilgi bekleyen, şımartılmayı isteyen, zorluklar karşısında pek de sabırlı olmayan,  hep bencil  bir çocuk olduğunu bilirsen,
Daha kolay anlarsın işte o zaman evliliği.
Çok sevsen bile çocuğunu, ondan bile bazen uzaklaşmanın ne kadar iyi geldiğini unutmazsan eğer,
Daha kolay halledersin evlilik meselesini, pardon müessesini.

Eşler de çocuk gibidir adeta...
Sınırsız olmak ister,
Sınırsız talepte bulunur,
Zorluklarla başetmede tökezleyebilir.
Anlayışlı ve sabırlı olmak gerekir.
Her zaman yapamasan bile niyet etmek bile işleri değiştirir.

15.yılımızın en güzel keyifleri, canlarım,

Aşağıdaki fotoğraf dili gibi olun sizler de...

Belli bir uzaklıkta olmak istediğim zaman babanız gibi bana  saygı duyan,
Beni hiç bir zaman değiştirmeye çalışmayan,
Mutluluğumdan, gözlerimin ışıldamasından ilham alabilen,
Israr etmeyen, kendi halimde gelişmeme izin veren,
Sıradışılıklarımla beni kabul eden,
Kendisi kadar kısa saçlı bir gelin olabilmeme bile hoşgörü ile yaklaşan,
Fotoğraftaki gibi  dar bir gelinlikte bile eteklerim de ziller çaldırtan adamlar /kadınlar bulun kendinize...

O zaman fotoğraftaki gibi  hem sizler, hem gözleriniz hem de başka ışıklar bulur sizi ve her daim etrafınızda ışık saçmanıza sebep olurlar...




Görsel olabildiğiniz kadar işitsel olmayı da hiç unutmayın ki yıllar boyunca çalındığı zaman sizlere ''has '' olan güzellikler hatırlansın...

Tıpkı bizim düğün şarkımız gibi.

Nerede çalınırsa, çalınsın bizleri zorla dans ettirten, eğlendiren sizlerle var olan şarkılarınız olsun...

Canım çocuklarım,
Işığınız da şarkılarınız da sevginiz de bol olsun...
Gerisi teferruat zira.




16 Ağustos 2015 Pazar

Ne mutlağım ne muğlak!

Tamtamına 3 ay olmuş yazmayalı.Yazamayalı değil ama.
Bekledim olan bitenin bitmesini, bitmedi. Bitemedi.
Seçimdi, ümittir, umuttur, dur şu da bitsin, öyle dökeyim hislerimi dedim ama olamadı. Tam 3 aydır bekledim. Sonra bir yerde gördüğüm şu söz hislerime tercüman oldu;

ne mutlağım ne muğlak...

İşte tam bu haldeyim.
Siyahları beyazları çoktan bıraktım grinin tonlarında gezinmekteyim.
Hem de çok uzun bir süredir.
Net değilim.
Kimi zaman asılıyım,
Havada.
Kimi zaman yüzer gezer bir haldeyim,
Karada.
Çok fazlaca, yaşamaya kafayı takmış bir haldeyim.
İnsanca yaşamayı unutmaya ramak kaldığı bir ortamda,
Savaşın kıyısında, insanlık dramının ortasında, pervasızlığın göbeğinde, bencilliğin dayanılmaz hafifliğinde,
Yaşamaya odaklanmış haldeyim.
Kendi adıma değil.
İnsanlık namına.
5duyumun da ötesindeki duyumsamalarımla kıvranmaktayım.
Yolumu bulma çabalarında, misyonumun  tam da bu noktada ne olması gerektiğini bulma yollarındayım.
Zira hani yabancı ülke metrolarında, sokaklarında denildiği sözleri;

''mind the gap '' ( Londra  metronun kapısı ile kaldırımın arasındaki boşluğa düşülmesini önlemek amacıyla '' boşluğa dikkat !'' uyarısı yapılır )

'' park at your own  risk'' ( ABD 'de arabanızı park etmeye çalıştığınız herhangi bir yerde hırsızlık ve diğer kazalara karşı riskin sürücüye dair olduğunu anlatan uyarılar görürsünüz )


bizim coğrafyamızda, kendi ülkemizin koşullarında, vatandaşların devlet karşısındaki acizliğine, olan biten tüm korkunç ve her geçen gün sıradanlaşan sıradışı olaylar için  bizler kendi kendimize söylediğimizde ise ortaya çok acı ve kinayeli bir durum çıkmakta...

'' mind the gap ''

''live at your own risk''  ( park yerine live dediğimizde !)

Ne kadar dayanabileceğiz bilmiyorum ama bizler aktif sorumluluk almadan, küçük büyük, az çok fark etmeksizin misyon edinmeden, destek olmadan, çaba göstermeden hiç bir şey DEĞİŞMEYECEK.

Bulmalıyız o her neyse. Önce kendimiz için. Kendimizi özgürleştirip tekrar hayal kurabilmeye başlayacak hale gelene kadar aramalı ve bulmalıyız misyonumuzu.

Karamsarlığın ve huzursuzluğun bulaşıcı halini başka türlü gidermeliyiz.

Yenmeliyiz demiyorum belki de bu huzursuzluk bizi ve koşullarımızı değiştirtecek.

Kendi adıma daha çekip gitme zamanı değil. Ama konfor alanından çıkma zamanı!

Para kazandığım işim, annelik ve eşlik görevlerinden çıkarak başka roller almaya hazır olduğum bir zaman...

Ben ancak o zaman ne mutlak ne de muğlak  bir ruh halinden çıkıp kendim olabileceğim.

2-3  ay içerisinde paylaşmak ümidiyle,
Net olmanız ve net kalabilmeniz dileğiyle,
Sevgiler


------------------------------------------------------------------------------------------------------
Diyorum ya bu 3 ay zarfında ne mutlağım ne muğlak.

Tahtarevellinin üstünde gibiyim.

Bazen aşağıda bazen yukarıda.

Neredeyse 2 sene önce tanışmış ve sadece 2 saat sohbet ettiğim ama kısa tanışıklığımıza rağmen gönül gözünü ve inandığı yolda yaydığı enerjiyi çoğu zaman anlattığım sıradışı kadın Afet Erengezgin'i yaklaşık 3 hafta önce kaybettik. Uykusunda, hiç bir sağlık sıkıntısı yokken. Nefesi buraya kadarmış.

Aşağıda 2 sene önce kendisine dair yazdığım yazıyı, aynı yazıda Afet hn 'ın kendi elinden yazmış olduğu yazıyı, en sonda ise kocası Çelik bey'in kaybı üzerine Afet hn 'a dair yayınladığı yazıyı GÖNÜL GÖZÜNÜZLE okumanızı isterim...

Bir defa daha tesadüflerin olmadığını, karşılaşmamız gereken kişilerle, 5duyumuzun ötesini kavrayabilmemiz, farkına varabilmemiz için tanışmamız gerektiğini kavradım.Bir sohbet, bir kelime, bir selam, bir gülümsemenin bile bizi başka bir farkındalık seviyesine taşıyabileceğini bir defa daha deneyimledim.

Bunun için müteşekkirim.

Size de Çelik bey ve Afet hn...

Gerçek sevgiyi bizzat görebilmemi sağladığınız ve buna izin verdiğiniz için...

Yolunuz ışık olsun, ruhunuz şad olsun.

Sevgiyle,
İpek

http://5duyum.blogspot.com.tr/2013/11/yurek-ve-sevgi-uzerine.html

Sevgili gönül dostlarımız,
“Anda” yaşamayı ve “iki beden, tek yürek” olmayı öğreten, yani; “bana beni !” anlatan, göğsündeki suretime, gönlündeki sevgime; elli yıldır yer açan, yaratılanı, yaratandan ötürü sevmeyi, sevgiyi ve bilgiyi karşılıksız vermeyi, hepimize belleten Âfet’imizi, 27 Temmuz Pazartesi günü, Tirilye’deki Fatih Camiinde, ikindi namazından sonra yaratana emanet edeceğiz.. Yani gönlünün seçtiği yerde, hakka yürüyecek !..
O güzel sesini artık; yüreğimizle dinleyeceğiz. O güzel yüzünü görmek için; gözlere gerek kalmayacak.. Ne mutlu, Afet’imin emanetine; yani bedelsiz bilgiye ve koşulsuz sevgiye sahip çıkacak değerli dostlarımıza !..
En büyük yanlışımız; “bir” olanda buluşmayı, “ayrılmak !” sanmak.. En zor işimiz ise, bu gerçeği gönlümüze anlatmak !.. Mutlaka bir gün ve dönmeyeceğini düşünerek, sevdiğimizi uğurlamak ise yazgımız, kavuşacağımızı “bilerek” o günü beklemek, mükâfatımız olacaktır !..
“Âfet’imle birlikte !”, sevgilerimizle...
Sonsuza kadar eşi,
Çelik Erengezgin

www.erengezgin.net