21 Temmuz 2016 Perşembe

No filter

Çok çıplak hissediyorum kendimi.

Sanki ana rahminden fırlamışım da dışarı beni koruyacak, kollarına alıp saracak, şefkat gösterecek kimseler yokmuş gibi.

Ama bir defa çıkmışım ya dışarı; içeri de giremem, geriye de saramam zamanı. Aynen o hisler misali.

Ortada kalakalmışım.

Tek başıma.

Beni besleyecek, alıp kollarına avutacak,  yıkayıp aklayıp paklayacak kimseler de yok.

Yeni doğum olunca nasıl plasenta kalıntıları ve kanlar sarar her yerini bebeğin aynen o haldeyim.

15 Temmuz 'dan beri...

No filter.

Ama bu defa ki no filter olayı; Instagram 'daki sanal bir dünyada değil, benim öz dünyamda, anavatanımda gerçekleşmekte.

Bu defa ki no filter, makyajlanmaya ihtiyacı olmayan olağanüstü güzellikte bir fotoğraf veya resim karesi değil.

Bu defa ki no filter, son derece ürkütücü  çıplaklığı ile başımıza gelenler.

Ben de çıplağım.

İkimiz de bir bayram sabahına uyanır gibi uyanmak istiyoruz halbuki.

En güzel kıyafetlerimizi giyip umutla ve sevinçle kalmak istiyoruz yeni bir sabaha...

Ben ve başımıza gelen olaylar.

Her ikimiz de bayram sabahına uyanmak yerine çırılçıplak ortadayız.

Orta malı hissediyoruz.

Sahipsiziz.

İtilip kakılıyoruz.

İncecik bir dal parçası ile bağlıyız toprağa adeta, savruluyoruz.

Tutunmaya, kök salmaya, yerleşmeye,  kendimizi '' ait '' hissetmeye ihtiyacımız var. Hem de çok.

Şefkat arıyoruz kapı kapı.

Tüm kapılar suratımıza kapanıyor.

Ben bebeğim üstelik.

Yeni doğmuş, çırılçıplak.

Korunmak istiyorum.

Güvende hissetmek istiyorum.

Ağlıyorum.

Hıçkırarak.

Yanımda başımıza gelenler.

O biraz doğrultsa belini bana yardımcı olacak ama nafile.

Onun da bana ihtiyacı var belli ki.

Yeni doğmuş bir bebeğin,

Kirlenmemiş,

Berrak zihnine,

Saflığına,

O güzel kokusuna,

Huzuruna,

Hasret.

O hasret , ben bebek hasret.

Hasret ne zaman, nasıl bitecek ?

Ben ve başımıza gelenler, çırılçıplaklıktan kurtularak ne zaman bayramlıklarımızı giyinip, eski günlerdeki gibi güzel bir bayram sabahına uyanabileceğiz ?

Ne zaman şefkatle şımartılabileceğiz ?











10 Temmuz 2016 Pazar

Büyüyünce değil tez vakitte

3 hafta önceydi. Çok sevdiğim bir arkadaşımdan çok önemli bir konsere davet aldık. Görsel sanatlarla  aram çok yoktur ama müzik deyince durum biraz farklılaşır. İyi bir dinleyiciyimdir. Özellikle de pop rock severim. Sırf konser ve sanatçı için uzak diyarlara seyahate gidebilirim. Gitmişliğimde vardır.
Ama konserine gideceğim bu şarkıcıyı hiç bilmiyordum. Kült bir isimdi, onu anlayabildim.
Ama ne kendisine ne hikayesine ne de şarkılarına hiç aşina değildim. 3 hafta öncesine kadar.

23 Haziran- 27 Haziran

23 Haziran akşamı ilk kez gördüm kendisini sahnede. Yerimiz süperdi. Tabi ki arkadaşımız sağ olsun. İzlemeye başladık. Önce enerjisi büyüledi beni. Sonra yaşsız hali. Karşımda büyümemiş bir çocuk görüyordum ama dik başlı, vakur ve dediğim dedik. Dünyaya meydan okuyan. Davası olan. Hikayesi olan.

İlk şokumu yaşını öğrendiğimde yaşadım. Annem ile yaşıttı. Annem ile yaşıt ve halen sahne hayatı olan, rahmetlinin de kıskandığı yegane kişi olan Ajda 'yı bilirdim.
Ama bu kadın, çok ama çok başka idi.
Şarkıcı değil, enerji kütlesi idi. Enerjik demeye çalışmıyorum. Çekim gücü olan, herkesi kendine çekebilen ama bunu yaparken olağandışı bir çaba göstermeyen olağanüstü bir varlık...

İşte O'nunla ilk kez o an tanıştım. Sahneden ışık saçarken.
Patti Smith.

Tüm konser boyunca O'nu hayranlıkla izledim.
Bir şeye emin oldum.
Anlatacak çok şeyi, güdülecek bir davası ve uğruna adadığı hayalleri ve tutkuları olduğuna. İlk defa tanımama rağmen, şarkılarını ilk defa dinlememe rağmen bunu hissetmemek mümkün değildi.
Bir şeye ise o denli şaşırdım. Çoşkulu hayran kitlesinin ortalama yaşları 25 'lerinde bile değildi.
Tüm şarkılarını ezbere bilen, aynı yolun yolcusu olan yüzlerce kişi...
Demek ki dedim; kendisi de davası da o denli güncel ki U2 'yı bilmeyen ve ilgi göstermeyen bu gençlik; farklı bir samimiyetle bu varlığın peşinde.

Konser bitiyor ve Instagram 'a not düşüyorum.
'' Ben de büyüyünce Patti Smith gibi olacağım ''.

Ne demek istediğim çok açık seçik değil ama o denli etkileniyorum ki kendisinden, ışık saçabilme yeteneğine dem vurarak ben de öyle olma arzumu yansıtmak istiyorum... 70 yaşımı düşlüyorum.

Eve geliyorum ama kalbim küt küt atıyor. Aklım enerji saçan varlıkta. Ne yapmalı ne etmeli derken aklıma geliyor ki kitabı evde var. Ona daha yakınlaşabileceğim için çok heyecanlanıyorum.

Patti Smith
''Çoluk Çocuk ''

18/3/2013. Pek sevgili dostum Elif bana hediye etmiş bu kitabı harika bir önyazı ile.

''Canım dostum İpeğim,
Biz de çoluk çocuğa karıştık, artık olgun hanımlar olduk.
Sen biraz hala çocuk ve uçarı bir kadınsın.
Bu ruhun hiç eksik olmasın.
Tüm bilgelikler o hale dönmek içindir.
Tekrar çocuk olabilmektir aslında hayat yolculuğu.
Masum, pır pır kalpli ve heyecanlı...''

Neredeyse 3 sene elime bir şekilde almadığım kitabı böylesine bir zamanda elime aldığım için biraz şaşkınım. Tam 4 gün sonra çıkacağım seyahat için  bavula yerleştiriyorum ve 2 hafta boyunca kendisi ile başbaşa olacağım için çok sabırsızlanıyorum.

27 Haziran- 10 Temmuz 

27 Haziran 'da bir yolculuğa çıktım. Yine çok uzaklara, dünyanın batı yakasına.
Yanımda çoluk çocuk, bu özel varlık ve kitabı '' Çoluk çocuk ''.
Sade bir kalabalığız anlayacağınız.

Bugün tam 2 hafta oldu, O'nunla yatıp O'nunla kalktığım...
Açken cebinde nasıl et taşıdığını,
Kaldıkları odalardaki sefalet hayatlarını,
Entellektüelitesini,
Her ortamda şiir yazma hevesini,
İnadına hayata tutunuşlarını,
Hiç mızmızlanmamasını,
Bob Dylan'ın O'nu izlemeye geldiği akşamki gururunu ve duruşunu,
Robert'i hiç ama hiç eleştirmeden, olduğu gibi sevmesini,
Birbirlerine duydukları tarifsiz '' sevgiyi '',
Onca şeye rağmen herkesten ve herşeyden önce gelebilmelerini ,
Kendisini olduğu gibi sevebilme kapasitesini,
Robert'ın O'nu reddettiğindeki hayalkırıklığını ,
İçindeki bitmek bilmeyen yaratma kapasitesini ; Şair, ressam, müzisyen, ve iştahlı bir okur olmanın yanısıra , ateşli bir siyasetçi olma hallerini,
Ne kadar sefalet çekerse çeksin, sokaklarda yatıp kalksa da ''ait olduğu bir yeri, ailesinin O'nu ne kadar çok sevdiğinden emin olma'' hallerini,
Annesini,
Babasını,
Kızkardeşini düşündüm hep...

Hatta düşünüp dururken, bir kitapçıya girdim. Hiç efor sarf etmeden karşıma çıktı pat diye Patti. O denli yani.
Çok uzun zamandır böylesine heyecanlandığımı hatırlamadan aldım kitapları elime.

Daha çok tanık olmak istedim yaşantısının her anına, daha çok bilmek istedim.
Bilmek istemek değil de acaba içten içe bir kıskançlık mı duyuyorum yaratma ve ışık saçma  kapasitesine, herşeye rağmen hayata asılış mücalesine ?
Yoksa hayran olduğum aslında sevme kapasitesi ile
Basit ve yalın olanı diğer herşeyden ayırabilme kapasitesi mi ? 70 yaşında bile  ışık saçma kapasite mi ?

Yoksa kimi zaman Robert gibiyim ben de. Şan şöhret peşinde bodozlama gitmeye meyilli olan. Zaafları olan.





Ve derken dün akşam kitap elimde, gözlerimden yaşlar akarken buluyorum kendimi. Kitap bitiyor. Halbuki ben veda etmeye hiç hazır değilken...
Ve son sayfasında Patti, içindekileri neden ve kim için kayıt altına aldığını anlatıyor.
Tabi ki Robert Mapplethorpe için diyor. Aramızdaki o özel sevgi ve ilişki için diyor.
Donup kalıyorum.
Zira 300 sayfa boyunca hiç soyadını anmadığı Robert'ı ilk defa soyadı ile anıyor. Ve ben bu ismi daha 1 gün önce Los Angeles sokaklarında gördüğümü hatırlıyorum...

9 Temmuz 

Şansın cidden böylesi. Dün sokaklarda sergi afişini gördüğüm Robert meğersem bizim Robert çıkıyor.
3 hafta önce tanıdığım ışık saçan varlığın en önemli varlık sebebi...
Bugün Getty Müzesinde Robert Mapplethorpe 'nin hayatının en önemli kesitlerini anlatan fotoğraf sergisinde buluyoruz kendimizi.
Ve ben 3 hafta önce tesadüflerle başlayan bir yolculuğun en çarpıcı görsel şölenine de tanık oluyorum.
Sansasyonel olan bir adamın tüm sansasyonel çalışmalarını ve  Patti 'nin O 'na duyduğu sevgiyi anlamaya çalışıyorum.



3 hafta önce hayatıma  giren Patti'yi, tüm bu olup bitenleri, içimden akıp geçenleri anlatırken Çağlar 'a  bir laf çok ağrıma gidiyor;

''Sen böyle tutkulu bir kadın değilsin bence...''  Üretkenliğime dem vuruyor, hayallerimin peşinde gitme kapasitemi, komfor alanından çıkma tutku şiddetimi eleştiriyordu.

Üretkenliğimin test edildiği ve sınandığı böyle bir  dönemde Patti 'nin pat diye karşıma çıkması bence tesadüf olamaz.
3 sene önce bana hediye edilmiş bir kitabı bu dönemde, böyle bir anlam yükleyerek elime almam da tesadüf olamaz...
Tüm bu zorlu koşullarda Patti'nin yoldaşı olan Robert Mapplethorpe'in sergisini bu denli yakinen deneyimlemem ise hiç tesadüf olamaz...

Demem o ki benim hem kendime hem de Çağlar 'a  üretkenliğime dair bir şey ispat etmem gereken bir vakit gelmiştir.

Instagram 'a düştüğüm notu şöyle değiştirmem gerekir.
'' Ben de Patti Smith gibi olmak istiyorum ''
Büyüyünce değil tez vakitte.