26 Aralık 2012 Çarşamba

Toskana Masalı

Günler torbaya girdi sanki.Tembellik ettik, laga luga ettik durduk bizim için diğer kıymetli olan en AN 2012 'leri yazmayı unuttuk.

Taa yeni yazmaya başladığım zamanlarda demiştim hayal mi gerçek mi bilinmeyen bir seyahat anlatacağım diye. İşte sıra geldi yazmaya bu seyahati. Nisan ayının ortaları. Başka bir dostumuzun 40.yaşı. Bu sefer eşlerimiz yanımızda, istikamet Toskana...

Olay sürpriz biz tamamen sürpriz. Çıktık geldik havaalanına.. Bu sürprizleri 5.defa filan yapmış olsak da nasıl oluyor da yapıyoruz bilmiyorum ama hepsine de halen sürpriz yapmayı, olayı sır olarak tutmayı ve yaşgünü sahibesini şaşırtmayı her defasında başarabiliyoruz..:))


Bu geziyi, bu 40.yaş gezisini sevgili karısı için pek sevgili bir dostumuz düzenledi. Hani Amazon misali. A'dan Z'ye. Şimdi usulca arkanıza yaslanın ve kendinizi hangi yaşanmışlığın hayal hangisinin gerçek olduğunu anlamaya bırakın.. Derim..Hani masal misali...


Gideceğimiz yer Toskana bölgesinin kuzeyinde; herkesin bildiği Pisa şehrinin dibinde, Floransa'ya 1 saat 15 dakika uzaklıkta, hayallerin ötesinde bir yerde. Gelgelim adı bir türlü aklımda değil. Ama amaç da zaten turistik bir gezi anlatmak değil. Bir seyahat keyfi anlatmak, yaşattırmaya çalışmak.

6 çift bindik uçağa.Verdik elimizi Bolonya'ya..)) 2 araç kiralandı. 1 'i minibüs -10 kişilik-diğeri bir araba. Eee malum her gittiğimiz yerden biz mutlaka 1-2 gün erken döndüğümüz için araba bizim için (Huyumuz kurusun..Çocuk çoluk, iş güç vardır hep bir şartlı durumumuz ) Neyse bindik arabalara, girdik destinasyonu GPS'e yaslandık arkamıza, çıktık yola.

İlk kazığı önce diğer minibüsü takip ederek yedik. Bizimkiler doğru yolu tutturamadığı için hiç abartmıyorum  4 kez Bolonya havaalanını sağımızda gördük!! Dalga geçtik, yuhaladık onları. Olmaz böyle şey dedik. Hırs yaptık. Kendimize fazla güvendik. Hele GPS'imize daha da fazla. 3 saat yol sonrasında kendimizi kiralanan ev'de hayal ederken hiç alakasız otobanlarda aynı giriş ve çıkışları 3 defa kullanırken bulduk. Hani bir film vardı;Groundhog day diye.. http://tr.wikipedia.org/wiki/Bugün_Aslında_Dündü

Her gün Bill Murray uyanır ve aynı günü yaşardı. Önceleri hoş'luk verir bu his ama sonra çıldırtır. İşte bize de aynısı oldu. İlk önce güle oynadık yolları karıştırınca, bir süre birbirimizi haince suçladık arabada, sonrasında ise koyverip gittik katıla katıla güldük hatta.

3 saatlik yol oldu bize 4-4.5 saat. Saat oldu gece 10.00. Diğer minibüs çoktan ev'e varmış. Kendisini önce  odalardan oda seçmeye sonra da evde halihazırda bulunan aşçının kollarına atmış.

Gece ev dediğimiz yere geldiğimizde durum biraz enteresandı. Ev dediğimiz yer 8 oda'lı, koca salonlu mansiyon denilen bir yerdi.


Bizden önce gelen herkes en güzel odaları kapmış bize nispeten daha küçük ve içinde tuvaleti olmayan odalar kalmıştı. Hem yolu bulamamış olmamız hem de oda konusunda kazıklanmamız ağrımıza gitse de ses etmedik oturduk donatılmış masaya. Mansiyona bizden önce gelmiş olan aşçılar bize olağanüstü bir sofra donatmış ayrılmıştı. Şarap desen gani. Başladık gevşemeye, sohbete, güzel müzik eşliğinde Toskana 'da bir gece. Nerede olduğumuzu henüz tam bilemediğimiz bir vadide...

Sabah kalktığımızda anladık nasıl bir güzelliğe geldiğimizi..Kalk borusu erkenden çaldı. Malum gün bisiklet günü idi. Yine mansiyona gelen aşçıların hazırladığı olağanüstü sabah kahvaltısını ettik ve düştük Lucca yoluna.

 http://en.wikipedia.org/wiki/Lucca
http://www.italyguides.it/us/italy/tuscany/lucca/lucca.htm
Ama bir farkla. Sıkıştık 10 kişilik minibuse 12 kişi. Omuz omuza gittik selametle her yere. Şöför Ahmet ha Nevşehir üzüm bağları (kendisi aslen Nevşehir'li idi ) ha Toskana fark etmez keyifle kullandı dev kasa minibüsü. Allah razı olsun dedik. Hayır duası ettik.


Eee İtalya 'ya ayak basalı beri deli gibi  yemeye başlayınca hareket şart oldu dedik ve Sienna'ya çok benzer Lucca kasabasına geldik. Gelmekle kalmadık her birimizin altına bisiklet aldık.Bir de başımızda rehberimiz. Başladık şehri bisiklet ile gezmeye. Herhalde 12-15 yaşından sonra bisiklete toplu binme kültürü olmayan bizlerde, tahmin ettiğiniz üzere kıroluklar hat safhada idi. Herkes birbirine bisiklete binme hünerlerini gösterdi, rehberin anlattıkları kimi zaman güme gitti, 2 el bırakılarak yokuş aşağı gidildi. En sonda ise düz bir alanda yarış. Hepsinde de ben vardım. Haylazlık, vurdumduymazlık, aymazlık denildiğinde oradaydım. Ne de keyifli olmuştu. Ta ki nazar deyip bisikletin pedalı bozuluncaya kadar. Son km 'lerimde süründüm resmen. Neyse olağanüstü bir gezinin olağanüstü bir öğlen yemeği mükafatı oldu.Yenilen ve içilenlerin tadının halen damakta olduğu.)


O gün malum gün yaşgünü günü..Eve dönülecek gece için hazırlanılacaktı. Aşçılar özel bir sofra hazırlayacaktı bize. Eve erken gidildi. Biraz dinlenildi. Sonra kurtlanan arkadaşlarımız, evin alabildiğine geniş bahçesinde -vadi de diyebiliriz- yoga yapmaya başladılar.)

Bendeniz protesto ettim. Hareketlenelim dedim. Birisinden top çıktı.( Gerçekten o top nereden çıktı???) Ve şamata başladı. Önce yakantop mücadelesi başladı. Kızlar ve erkekler ayrı ayrı. AMAN ALLAHIM. Biz küçükken adını kim nasıl yakıştırmış bilmiyorum ama bu oyuna adı kesinlikle 40 yaşındakiler tarafından verilmiş. Hele de o erkekler; nasıl da yaktılar canımızı, şişlediler vücutlarımızı. Bildiğin morardık. Ne kadar hırslandık ne çok can'lar alıp verdik. Sonunda sanırım pes ettik.Yok canım sadece bu oyundan pes ettik ve haddimizi bilmeyerek, kendimizi kesinlikle bilmeyerek, futbol maçına başladık. Bu sefer karma takımlar olduk. Takımlara kadınlar eklenince olanlar olur ya hani. Hani her takım daha da hırslı ve hırçın oynar. Kazanmaya oynar.Yenilgiye tahammülü olmaz. Ben diyeyim 30 dakika siz deyin 45 dakika amansız bir mücadele. Çelme, çekip yere düşürme, yalan dolan sonucunda gülmekten kapanmayan ağızlar, mutluluktan gülen kalplerle ortalama 40 yaşında 10 kişi pes etti. Ama değil yorgunluktan tamamen gülme sarhoşluğundan ve yapılan çirkefliklerden.

Uzun zamandır bu denli değil çocuk ruhlu çocuk olmamıştım ben. Günlerden ne miydi? İnanmayacaksınız ama 23 Nisan idi. Hani eski günlerdeki gibi.

Akşamına evdeki davete hazırlanıldı, merdivenlerden inen herkes ıslıklandı (wow anlamında ), masaya davet edildi. Amazon Hamit ( bu da sana yakıştı ne yapalım. A'dan Z'e sebebi ) herkesi kucakladı, oturttu karısını sofraya, kalktı kendisi ayağa, başladı sunum yapmaya. Şaka değil bildiğin SWOT yaptı. Tabiki W'si ve T'si olmayan bolca S'si, O'su olan.Çok keyifli, göz yaşartıcı, dokunaklı ve samimi..
Bu hisler bedenimin yukarısında yaşanırken birden baktım benim de bileğim zonkluyor.Bir de ne göreyim bileğim şişmiş o günkü çelmelerden, tekmelerden.Vücut salgılanan adrenalin ve seratonin ile fark etmemiş ama ne zaman vücut soğumuş ağrı ortaya çıkmış şak diye..O gecenin tek nazarı o oldu. Sohbet çok keyifli idi. Biraz da dokunaklı. Ama önce bisiklet sonra yakantop ve futbol maçı derken şarap üstü bol yemek gece sakince sonlandı.Ama tadı damağımızda, gülmekten kapanmayan ağzımızla...

Ertesi sabah yine erken bir kalk borusu düştük yola şarap tadımına. Şaka değil sabahın 11 'i başladık şarap mahsenlerinde dolaşmaya. Çok ama çok keyifli ve özel bir tadım yaptık. Hepimiz kendimizi sommelier sandık. Hem içtik hem not verdik, gelen ekmeklere saldırarak bir de zeytinyağlarını denedik...Herşey bu kadar mı lezzetli olabilirdi...


Sonuçta mükemmel bir deneyim ve keyif oldu. Hoş bir seda olarak hafızalarımıza kazındı. Bize özel olarak ayrılan hoş ve keyifli şarap tadımı yaptığımız odadan geriye bu görüntü kaldı.

Masraflar yapıldı, denenmiş şaraplar alınarak başka bir bağa gidildi orada da tadım yapıldı sonra da güzel bir öğlen yemeği ile taçlandırıldı.

O akşam bizim son akşamımız olacaktı. Ertesi gün grup Floransa'ya gidecek Uffizi müzesini rehber eşliğinde gezecek, yine güzel bir yerde yemek yiyecekti.Son günlerini ise Bologna'ya ayırmışlardı.

Bizim son akşamki yemeğimiz en vasat yemek olarak tarihe geçecek olsa da sohbet, şömine ve dostluk o kadar keyifli idi ki ne yediğimiz umrumuzda idi ne de servis. Biz hepimiz o akşam belki de ekmek yedik ama ruhumuzu başka şekilde besledik.


Ertesi sabah  erkenden yola çıktık.Yol boyunca yağdı durdu gökyüzü.Tam havalanına yakınlaşmıştık ki yağmur durdu, biraz güneş  kendini göstermeye çalıştı ve sonuçta ortaya uzun yıllardır görmediğim upuzun bir gökkuşağı çıktı.)

Dedim ya nesi hayal nesi gerçek bilemediğim; Güzel bir mansiyon, olağanüstü bir vadi, Toscana'nın kendisi, eve gelen Aşçı'lar, yenen yemeklerin lezzeti, sohbetlerin keyfi, atışmaların alası olan bir seyahatti...

Bisiklet, yakantop, futbol ve gökkuşağı derken ruhumu beslediğim; Bol tantanalı, bol dostluklu, sahici ve sıcacık bir 23 Nisan anısı oldu bize. Çocuk olarak değil  belki ama kazık kadar adam olmuş olarak..

Hani tam orta yaşımıza layık.

Hani tam dostumuzun 40.yaşına layık.



24 Aralık 2012 Pazartesi

Sadece 1 cümle yazdın AMA beni çok mutlu ettin...

Bir dostum var. Şans eseri tanıştığım. Bundan tam 15 sene önce. Hani böyle dost meclislerinde, gece gezmesinde ( o zaman gece hayatımız hem yoğun hem de hızlı olduğundan önemli bir vesile olurdu arkadaş ve/veya dost edinmek için ) vs değil, iş ararken tesadüfen tanıştığım.

Hani insanın çok çalışası olduğu zamanlarda, kariyer yapmayı hayatının tam da ortasına koyduğu zamanlarda tanıştığım. Çok iyi bir işim vardı aslında ama bana hiç uygun olmadı. Sürekli hesap kitap yapılan, insandan uzak, hata bulmaya çalışılan, hesap tutturmaya çalışılan.Yaratıcılık asla istenilmeyen, hatta olması makbul olmayan.Havalısından Audit denilen. Denetim diye Türkçeleştirilen. Çok çalışasım var, akıtasım var ama buna uygun bir işim yoktu o zamanlar. İş demek herşey idi o zamanlar. Kendini keşfetmek, kabul ettirmek, göstermek, takdir görmek, yükselmek demek, gelecek demekti çoğu zaman. Halen de öyle olsa yüklenilen anlamlar da ağırlıkları da zamanla değişti ister istemez..

Nasıl mı tanıştık bu şimdiki dostum o zamanki amirim/müdürüm ile ?  Resmi bir CV 'im sayesinde. CV'im yine bir tesadüfler sayesinde kendisine ulaşmış, O'da beni dikkate almış, görüşmeye çağırmıştı.Yaşım 24 !!!

Gittim görüştük. Sıcak ama mesafeli idi kendisi. Tam çıtır bir iş kadını. Yaş 30 bile değil ama pozisyonu çok değerli ve kıymetli. Kendisi gibi. Çok şık. Çok da yardımcı. Herhalde heyecanımı taa o zamandan anladı,siyah gözlük camlarının ardındaki gözlerimde ki hevesimi sezerek bana tamam dedi. Ne kadar zordu kolaydı bilemem ama ben tamam'ımı almıştım. Benim için o kadar önemli bir dönüm noktası idi ki. Pazarlama. Hadi diyelim Marketing' de daha havalı olsun. Marka ve ürünler ise halen göz ağrım...

İş'te böyle başladı bizim dostluğumuz. İş arkadaşlığı olarak. Hatta alt-üst ilişkisi olarak. Çok kısa sürdü alt-üst'lük zira hemen altüst ettik ilişkimizi ve dost oluverdik çok kısa bir zaman sonra. Ama ne çok zorladı bizi. Ne kadar çok istedi bizden. Çıtası her zaman çok yüksek idi.

Bizler hevesli, çalışkan, genç ve çoğunlukla da henüz bekar...Öyle bir ekip vardı ki. Şöhretler karması. Manyaklar karması da diyebiliriz. ( Hepsi kendini bilir, birazdan eminim yorum bile yaparlar !!) Çoğunluğu kadın. Oldukça iyi eğitimli. İdealist. Beklenti sınırsız. Hayat dediğin de ''iş ''; aile dediğin de '' iş '';  felaket olduğunda da ''iş'' olan zamanlar...1999 depremi olmuş herkes sabahtan koşarak işe gelmişti. Ait olduğu yere. Hani şans ve tesadüflerin bizi buluşturduğu yere. Sadece 1 dost değil birçok dost edindiğim bir de sonradan ortağımı bulduğum yere...

Peşpeşe çok paralel hayatlar sürdük sonradan da kendisi ile. İlk o ayrıldı kurumsal hayattan. Şimdi ki ortağım Bahar ile birlikte bir serüvene çıktılar. Beni de istediler de yanlarına o zaman ama sabah içilen kahve saatlerini tutturamadık.!!! Ben dedim ki çok çalışalım. Onlar dedi ki ''Aaa olmaz sabah kahvemizi içer, gerekirse çocuğumuzu okula bırakır öyle geliriz.'' Ben de ''Aaa nasıl olur ? Eğer her birimiz sabah kahvesini içer isek her sabah ayrı ayrı, hiç buluşup iş yapamayız '' dedim.Ve devam ettim kendi yoluma, kurumsal hayata. Çocukluk işte. Mükemmeliyetçilik işte. 

Zaman geçti, zaman benim içinde geldi. Pat diye bıraktım kurumsal hayatı.Yıl 2008.Tam krizden 2 ay önce istifa ettiğim, tesadüfen kriz koptuğunda ayrıldığım, şans eseri 2.çocuğuma hamile kaldığım bir zamanda ...Tesadüf işte. Lütuf işte...

Sonra tesadüfler hem dostuma hem de ortağım Bahar 'a farklı imkanlar sundu. Eski müdürüm, sonradan dostum tekrar kurumsal hayata geri dönmeye karar verdi hem de çok iyi bir fırsatı yakalayarak. Ee bana da gün yüzü doğdu. Ne de olsa hayattan bir ara'lık kopartabilmiş, 2.çocuğumu doğurmuş, hazırdım Bahar'a katılmaya.. 

Bu zaman içerisinde özellikle bu 3'lü arasındaki ilişki de çok farklı seyretti. Bahar demek '' yük almak '' demek oldu, çoğunlukla dert ortağı oldu biz diğer 2 kişi için. Ben ve dostum arasında ise zaman zaman eleştirilerimi sert yapmaktan dolayı keyifli atışmalar, O'nun keşkeleri'nin bana getirdiği afakanlar, benim O'na hissettirdiğim '' Bu kadarda olmaz 'lar, yok artık'lar '' daha da çoğaldı.Ama en saf duygularla, sevgi vardı çoğunlukla..

Genellikle ben ''bir işe kalkışacam, onu yapacam bunu yapacam dediğimde '' hep şaşırttım O'nu. Kimbilir yutkunmak zorunda bıraktım kimi zaman. Genelde benim yüksek duygularımın, coşkumun karşısında ne diyeceğini bilemedi bana. Şüpheleri arttı. Genellikle ''hadi bakalım'' dedi. Daha  edilgen daha izleyici. Daha sessiz kabullenici...

Ama bugün çok farklı bir şey oldu. Siz anlamasanız da benim için çok kıymetli. Bana bugün mesaj attı ve dedi ki '' 18'inden beri  yazmamışsın blogunda '' ... 

Bana kısaca ''hadi yaz'' dedi. Akıt içindekini dışındakini de. Gerekli olsun olmasın diye ima etti. Belki şaşırtılmak istedi, belki de zor yutkunmak. Kimbilir belki yine '' yok artık '' demek istedi...

Bilemem Elvan'cım beni hangi duygularla bugün yazıya çağırdığını. Ama nasıl bir enerji verdiğini, nasıl destek olduğunu anlatamam. 

Her gün konuşsak bile sizlerle yazı dilinde iletişim kurmanın benim için ki kıymetini bana geri hissettirdin...

Beni yazmaya, daha fazla hissettirmeye, enerji vermeye sevk ettirdin.

Sadece 1 cümle yazdın AMA bende çok şeyi değiştirdin.

Tesadüfen ve şans eseri bana belki enerji vermek istedin belki de güç. Kimbilir? 

Belki biraz teşvik etmek istedin veya cesaret vermek.

Beklenti yarattın, çıtayı yükselttin her zamanki gibi.

Sadece 1 cümle yazdın AMA beni çok mutlu ettin...

İyi ki hayatımdasınız. İyi ki varsınız...

Elvan' cım bir de bana bir milli piyango bileti hediye edersen bu yılbaşında daha da çok sevecem seni...Belki bana çıkarsa sana da veririm bir şeyler..Kimbilir ?? 


18 Aralık 2012 Salı

En AN 'lara devam....

Hani demiştim ya 2012 bitmeden bu seneye dair iz bırakanları yazacağım diye.. İşte bu yaz'da  kesinlikle öyle bir yazdı.

Olay mahalli; Çeşme çoğunlukla Alaçatı.
Olayın kahramanları; 3 kadın ve ailesi.
Olayın güzelliği; 3 tane dipdibe olan ev'lerde yaşanılması.

Hani eskiden çook eskiden bizler şu an  çocuklarımızın olduğu ( 9-10 ) yaşlardayken ruh çağırma seansları yapardık. Hani şimdiki çocukların aklına bile gelemeyecek olan, denemeye bile fırsatları olmayacak olan deneyimleri yaşadığımız zamanlardı.

Hani hem deli gibi korkup hem de ne olacak acaba  diye can attığımız...El ele tutuşup, gözlerimizi kapattığımız... Kimleri çağırırdık hatırlamadığım ama her defasında da -sonunda- çığlık çığlığa korkup kaçtığımı hatırladığım  ruh çağırma seanlarıydı.

İşte bu yaz da biz ( biz derken 3 yakın dost ) bilmediğimiz bir şekilde, aynı zamanlarda, 20 'li yaşlarımızın değil ortasını, değil sonunu ama başlarını çağırmışız birbirimizden habersiz..Hani eskiden çağırdımız gibi ruh'larımızı.Geldiler mi geldiler... İyi sıhhatte  olsunlar deyip karşıladık kendilerini. Baş tacı ettik, iyi ağırladık, iyi baktık kendilerine. Onlar  memnun biz memnun; yuvarlandık gittik kendileri ile..

Peki geldiklerini nasıl  anladık ?

Bi kere artık toplu pazara gitme eylemlerimiz yerini toplu surf 'e gitme eylemlerine bıraktı..Eskiden her perşembe Ilıca pazarına, sonra da her cumartesi Alaçatı pazarına giderken bu yaz  daha spontan ve ferdi hareketlerle pazara gittik..Birbirimize hangi sebze /meyvecinin ürünlerinin en doğal ve/veya en organik olduğuna dönük ikna etmeyi bıraktık.. Daha az tarif alıp verdik..Pazara gittik ve de geldik..Pazar ritüellerimiz sadeleşti, basitleşti.

Yerini surf ritüelleri aldı..Dediğim gibi enerjimizi, toplu eylemlerimizi '' hadi ne zaman surf 'e gidiyoruz ? '' sorusuna dönüştürdük. Gelmeyeni, gelip de surf yapmayanı ayıpladık, cık cık'ladık.. Ee ne de olsa benzer yaşlardaydık Çağla Kubat ile.Vardı bizler içinde bir ümit.) Bu ümidimizi sonuna kadar kullandık..

Sonra sonsuz enerjimizden, saatler süren ıvır zıvır sohbetlerimizden, akşam Alaçatı Orta Kahveye bile discoya gider gibi giyinmelerimizden, her gece ramazan davulcusunu duymadan yatamamızdan anladık 20 'li yaşlardaki ruh'larımızın geldiğini..Kararsızlık diz boyu, ağız tadımız henüz gelişmiş gibi; geceye bir bira ile başlayıp çoğu zaman bir tatlı ile devam eden, saatler ilerledikçe tekrar içkiye dönüşüp tost ile biten cafe sohbetlerimizden anladık 20 'li yaşlarımızın geldiğini. Kah Köşe Kahve'de kah Orta Kahve'de..

O yaşlardaki ritüele aykırı yaptığımız nadir şeylerden biri; sabahları içilen Türk kahveleri idi..İster birimizde ( ki çoğunluk ve yoğunlukla Ömür 'de ) ister Orta Kahve'de. Bir de arada çocuklara ''aa yapma çocuğum, artık yeter diye'' kızdığımız, çıkıştığımız zamanlardı.Sadece o zamanlar biz şimdi 'ki zamanda idik. Geri kalan zamanlarda biz hep 20 'lerinde idik...

Sonra her gece Aslı'nın restaurantına; Sadece O'na eşlik etmek için gitmemizden anladık .. Hani tuvalete bile birlikte masadan kalkıp gidilen 20 'li yaşlar ritüeli yerini arkadaşımın restaurantı için can feda diyerek yerini her gece O'na eşlik etmeye bırakmıştı. Her geleni konuştuk, gidene baktık.Tekrar konuştuk, tekrar baktık. Kısır döngüde takılı kaldık. Aynen o yaşlardaki gibi. Çokça ve bolca keyif aldık.

Çoluk cocuk bir zodiac 'ın içinde olsak bile ; kafamızda güneş gözlüğü, farkında olmadan denize balıklama atlayıp gözlüğümüzü kaybedecek kadar kendimizi kaybettiğimizden anlayacaktık o yaşların bizleri ziyarete geldiğini.

Haftasonları geldiğinde ise ister Deli Deli 'de ister Paparazzi 'de çılgınlar gibi dans etmemizden anladık o yaştaki ruhumuzun geldiğini..Şarkılar değişmişti belki ama halet-i ruhiyetimiz aynıydı.Yok yok daha farklıydı. Daha pervasız, daha kendine güvenliydi danslarımız.Ritim ön planda, kim ne der arka planda, çılgınlık çokça, dans edip durduk akşamlarda. Enerji bayağı yüksek, takdir ve ilgi bolcaydı.Keyifler pek ala, hayattan zevk alma çokça idi.

Bu yaza, gecelerimize ve de çağırdığımız ruh'larımıza iyi gelen bazı şarkıları da sizinle paylaşmak istedim...



Bu şarkıları pazarda bile duysak dans etmeye başlıyorduk anlayın artık bizi..))

Bu ruh'larımıza ne oldu vedalaştık mı diye sorarsanız ben halen içimizde olduklarını,ara sıra kendilerini hatırlattıklarını söyleyebilirim..
Özellikle de şu sıralar çıkmış  Bruno Mars'ın yeni şarkısını duyduğumda  halen bu ruhumun içimde olduğuna ikna oldum...

Benim 20'li yaşların başındaki ruhum beni tek başına ziyaret etse hiçbir kıymeti olmazdı...Dostluk dediğin şey de çoğu zaman herşeyi birlikte yapmaktan ibaret idi. Saolsun dostlarımda kırmadılar beni onlar da çağırdılar ruhlarını ..

Eğlendik doyasıya, iz bıraktık önümüzdeki yıllara.Dahası da var pekala.. Ama çoğu gittiler o yıllara ait ruhlarımızla..

Darısı önümüzdeki nice güzel yıllara..




12 Aralık 2012 Çarşamba

Ara'lık...

Hani bana sorsanız en sevmediğin zaman / mevsim / ay diye ? Hemen cevaplarım pat diye.. O kadar kolay ki benim için.. Bu zamanlar benim en sevmediğim zamanlar.. Karanlık, kısa günler kadar bitişlerin sembolü olan bir ay bu ay)) Aralık ayı...

Adı üstünde; Sanki kısa bir süre için hayatımızı ''ara''lıyoruz... Sanki durup düşünmemiz istenen..Hesap kitap yapmamız beklenen... Dişimizi tırnağımıza takıp hedef tutturmamız zorunlu hale gelen...

Hepsini ama hepsini de bu son 1 ayda yapmamız istenir... Hep suratlar asık olur...Gergin olur ifadeler... Acaba 'lar çoktur...

Hele 31 Aralık yok mudur? Ne zor bir gündür. Bütün senenin anlamı o gündedir... Sabahtan akşama kadar olan kısmı tüm senenin performans karnesidir adeta.. Ya başarmışsınızdır ya da çuvallamış.. Karne çok nettir.. Ya akşamına ne demeli ? Gündüzün ya sevinci ya da hezeyanının dert ya da sevinç ortağıdır.. Çok beklentiler yüklenir o geceye.. Eğlenmek zaruridir...Normdur...Lamı cimi yoktur..

1 gün 24 saattir ama o 24 saatte tüm zamanların en yükünü çekendir...Kimse  acımaz ona..

Herkes her sene adeta artan bir şiddette beklentilerini yükseltir o 24 saatten..

Sevmem ben bu ayı.. Hayatımdaki en değerli varlığımı aldığından beri hiç sevemedim zaten ..
Son 21 senedir..Sevmem ben 31 Aralık 'ı...Can verdiğinden beri benim için en değerli olan nefes...

Ben sevmem bitişleri..Ben hep başlangıçları severim.. Hani ümitlerle, umutlarla dolu olan başlangıçları..
Heyecanla sarılan, özlemle beklenen, hasretle kucaklananları...Ocak farklıdır mesala.. Tazelenme zamanıdır, yenilenme zamanıdır.. Yine kısadır ve karanlıktır günler ama bilirsin ki az sonraki virajda bahar vardır..Bahar müjde demektir, enerji demektir...İster ilk'i ister son'ı .. Bahar bahardır işte...

Düşündüm de oğlum, benim için ümit demek olan bir ay olan Ocak'ta, kızım bir sonbahar öğleden sonrasında doğarken ben ise bir ilkbahar sabahına karşı doğmuşum..) Kocam desen ucundan yırtmış Kasım ortasında doğmuş...)

Ama diyorum acaba herşey gibi bu da mı  benim için değişiyor? Hani değişen nice şey gibi özellikle de şu son zamanlarda.. Ben ne zaman başladım bu mekanda yazmaya ? Ne zaman akıtmaya kalkıştım bu duygularımı burada ? Ne Ocak ayında ne de bahar ayında. Düpedüz Aralık ayına 1 gün kala...

Benim için önemli bir adımdı, ne bitiş ne bir veda idi..Hani tekrar doğmak gibiydi..Duvarsız ve kalkansız.. Belki de barışmanın zamanı, affetmenin zamanı geldi Aralık ayını..

Kimbilir herkes gibi o da hak etmeli bir şansı daha ...Hele de 21 Aralık 'ta kıyamet kopmaz, işler arapsaçına dönmezse..

Ne dersiniz?

Verilmeli mi bir şans daha ?











11 Aralık 2012 Salı

Yine Mevlana.. )) Denk gelince geliyor ne yapalım...


Ben öyle bir zerreyim ki,
Bütün aleme isyan etmişim,
Havaya, toprağa isyan etmişim,
Ateşe, suya isyan etmişim.
Altı yöne isyan etmişim,
Beş duyuya isyan etmişim.

Hava, toprak, ateş, su da neymiş ki,
Altı yön de neymiş,
Beş duyu da ne?
Benim için hiç bir şey umurumda değil.[1]



[1] Mevlana Celalettin Rumi, İsyan Etmişim


Çok çarpıcı, çok sarsıcı bir deneme okudum diyelim.. Deneme mi okudum tokat mı yedim belli değil.. Çok yakınım olan bir kişinin yazdığı bir kitap diyelim.. Roman diyelim.. Gerçek mi hayal mi belli değil diyelim.. Bir hesaplaşma diyelim..

Girişi böyle başlıyor diyelim.. Ne tesadüf .. 5duyuma, bu mekana çok uydu diyelim..

10 Aralık 2012 Pazartesi

Ne güzel demiş Mevlana...



Bahar ile bir yerde oturmuş; toplantıların sonrasında yapılacakları planlayıp, işten güçten laflarken, bu kasvetli İstanbul havasında, Bahar'ın ekranına bu cümle pat diye düştü.. Bana döndü okudu...İyi geldi hem de çok iyi..


''Mum olmak kolay değildir. Işık saçmak için önce yanmak gerekir.''


Bu sene kısmet olamadı ama çok istiyorum seneye Şeb-i Arus için Konya 'ya gitmek..

Katılmak isteyenleriz ile gidelim derim.. )


9 Aralık 2012 Pazar

İçimden geldi.. Bu alıntıyı paylaştım.Nokta.


Sarı Lira..

Sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemedik biz
Gözümüz saatte söyleştik hep
Koşuşur gibi seviştik,yarışır gibi çalıştık
Hep yetişecek bir yerler vardı
Aranacak adamlar, yapacak işler
Bir sonraki günün telaşı,bir öncekinin tersine bulatı
Başkalarının hayatı ,bizimkini aştı
Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine
Kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu
Veya yavuklu busesi ile uyanma düşlerini
Ha babam erteledik
20’li yaşlardayken 30’lara kurduk saatin alarmını
30’larımızda 40’lara belki sonra 50’lere
Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat
Kuşlukta uyanma fırsatını sunduğunda size
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize
Doyasıya söyleşmek
Telaşsız sevişmek için bol zamana
Kavuştuğunuzda
Söyleşecek sevişecek kimsecikler kalmıyor
Yanınızda
Özenle yarına sakladığınız bir sarı lira gibi
Ömrünüz
Vakti gelip sandıktan çıkardığınızda
Bir de bakıyorsunuz ki
Tedavülden kalkmış

Can dostum Ömür 'den alıntı...Can Dündar 'dan..

Yeni defter açtıran, ezber bozdurtan...

Etrafımdaki birçok arkadaşım, dostum, tanıdıklarım hatta benim için bile  2012 farklı bir sene olmakta.. Astroloji haritalarında da yazılı çizili olduğu üzere, Maya takviminin öngördüğü üzere  gözle görülür bir devinim, değişim var hayatımızda..Olumlu olumsuz..İyi kötü..Ama hep bir adım atılan, yeni defter açtıran, ezber bozduran ve kimi zaman da ağzımızı açık bırakan..Uzun zamandır yapılagelen işlerin bırakıldığı, normların yıkıldığı, farklı adımların atıldığı zamanlar..


İşte bende tam bu zamanlarda kendine yenilikler yaratma arifesinde olan  kuzenimin yanına bir kaçamak yaptım, yaşadığı yer olan Londra'ya...Eski defterleri kapatma arifesinde, kendine yeni bir yaşam kurma arifesindeyken gittim yanına.. Genelde iki kuzen birlikteliklerimiz daha çok NYC'de yüceltilmişken ilk defa Londra'da olacaktık kızkıza uzun bir zaman sonra...Her iki şehirde benim için her daim ilham kaynağı olmuş olsa da Londra hayatıma daha farklı girmiştir aslında..Nedenlerine gelicek olursam ;

Lady Di öldüğünde Londra'da idim..Başından sonuna .. Hem taziyelerimi bizzat Buckingham Sarayına çiçek bırakarak yapmıştım hem de cenaze törenine katılmıştım..Severdim kendisini bilinmez bir şekilde.. Belki de anneme benzettiğimden..Belki de ''zarif'' sıfatını en çok yakıştırdığım kişiler arasında olduğu içindi... Kimbilir ...Hakikaten bir anda Londra 'da tarihi bir an'a tanıklık ederken bulmuştum kendimi, Candle in the wind şarkısını dinlerken...

Bir başka sefer yine tam Londra'ya ayak basmıştım İzlanda 'da volkan patladı, külleri sardı ve mahsur kaldık Londra 'da..Bu da başka bir maceraydı aslında.. Matem ve mahsur kalma gibi ülkeyi derinden etkileyen olayların göbeğinde  bulunmuşluk nedeniyleydi belki de Londra'yı daha farklı kılan...

Çocuklarıma hamileyken, çoluk-çocuklu derken sıra geldi yalnız başıma gitmeye bu defa..Fazla isteğim yoktu; plansız programsız, biraz bohem biraz keyfekeder biraz da pervasız olmaktı niyetim....

Tam Noel arifesinde ışıl ışıl bir Londra karşıladı beni..Hava ortalama 2 derece ayaz..)) Işıltı tam bana göre idi tamam da ayaz ile işim olmazdı...En azından şimdiye kadar hep öyle olmuştu...





Sokaklardan yükselen enerjiyi hissetmemek olanaksızdı ... Hava ayaz olmasına rağmen sokaklar insan seli.. Restaurantlar ağzına kadar dolu ..Tüm dükkanlar ve sokaklar ışıl ışıl ..Vitrinler tablo gibi...Fiyatlar fiyakalı...Hatta kimi zaman ateş pahası...Sokaklarda tarzı birbirine benzemeyen insanlar... Güzel tarzlar...Güzel insanlar.. Zımbalı ayakkabılar ve kürk giymiş adamlar dışında tabii :))

Trafik desen öyle...Keşmekeş.. Eee biz de şartlara uyum sağlayarak atladık kuzenin vespasına.. Sabah, öğlen, akşam ; spor veya şık halde gezdik bütün şehri vespa ile çılgınca.. İster tiyatroya ister şık bir club'a..Ayaz mı dediniz ? Yağmur mu dediniz ? Hiçbirisi bizi o an'ı yaşamaktan alıkoyamadı..Hatta bundan sonra en yakın dostlarım ''ayaz'' ve ''yağmur'' olacaktı.. Kah acele gittik kah sokakları izleyerek yavaş...Bazen teğet geçtik bazen geniş aldık virajları.. Unutulmayacak an'lar yarattık..

Yeni yerlere gittik yeni tadlar tattık...Mayfair 'deki burger & lobster 'da ki  www.burgerandlobster.com/  öğlen yemeğimiz lezzet üstüne kurulmuşken; Cecconi's de ki öğlen yemeğimiz keyifli ve hoş bir ambians sayesinde  uzun ve derin bir sohbete dönüştü...www.cecconis.co.uk

Akşam yemeklerinde ise   www.theartsclub.co.uk ve  www.novikovrestaurant.co.uk  oldu tercihlerimiz..  Hoş insanlarla dolu..Hatta Noel arifesinde dopdolu... İddialı insanların, iddialı ambiansların, iddialı yemeklerin olduğu..Her milletten insanla yolunuzun kesiştiği Londra'da da her yerde olduğu gibi Ruslar en fazla karşılaşılanlar oldu..Türkçe sıkça duyuldu...




Tam demiştim ki bu sefer de Londra'yı özellikli ve farklı kılan da ayaz, yağmur ve Vespa  3'lemesi oldu  diye..Hani bana yeni defter açtıran, ezber bozdurtan cinsinden..Hayat memat, ayaz mayaz, yağmur çamur yaşamıştık an'ları keyiflice, bol kahkahalı...Derin sohbetler, dönüşümler ve bizi bekleyen yeni dönemler de cabası...Tam demiştim, diyordum ki...

Akşam şık bir yerde yemekte, uzaktan çook uzaktan bir telefon geldi...Ağzımın tadı kaçtı, ağzım açık kaldı..Yüreğim sıkıştı, keyfim kaçtı..) Ne yediğimi bildim  ne de nerede olduğumu.. Dona kaldım, kelimeler boğazıma, gözyaşları kalbime sıkıştı..Beynim uğul uğul.. Kalktık usulca .. Gittik sessizce.. Hiç konuşmadan...

Londra yine yapacağını yapmıştı bana ....Belki de 2012'nin etkileri idi kimbilir..Yoksa Maya takvimi ?..

Belki de hayat dediğin şey bu idi..Bilinmezliklerle dolu...Kimi zaman boğazında düğümlenenlerle  kimi zaman akıttığın gözyaşlarınla.. Ama sevinçten ama kederden..Kimbilir...Yaşayıp göreceğiz...Hayırlısıyla hepimiz...

5 Aralık 2012 Çarşamba

Bir 40 yaş öyküsü..

Kızkıza seyahatlerin tadı her zaman farklıdır..İster 18'inde , ister 28'inde ister 38'inde.. Hangi rollere bürünmüş olursak olalım.. Uzunca bir zamandır (tam 10 senedir !) annelik rolümüz gereği  kendimizi ve  dostluklarımızı yüceltmek adına bu seyahatlere hasret kalmıştık..Bir bahane sadece bir bahane veya hadi itiraf edelim bir kıvılcım bize yetecekti.. ) Ve beklenen kıvılcımı biraz geç olsa da çaktık sonunda.. Eee ne de olsa dile kolay 40. yaş!! Yıllarca konuşulan, hakkında atılıp tutulan ve ansızın  çat diye kapımıza dayanan.((
Valla diyenlerin yalancısıyım nitekim ben daha çok gencim ))

Bu 40.yaşların ilkine geçen sene nail olduk ve dillere destan bir sürpriz yaptık can dostum Ömür 'e ...    ( Bu bir kod adı.. Ve burada ki ismi de hep öyle olacak, bakalım kimler anlayacak??)
Bu dillere destan sürprizi başka bir zaman detaylandıracağım bu mekanda.. Şimdi gelelim esas konumuza..
Bu sene  Mart ayında yine başka bir dostumuz için çıktık yola,istikamet Barcelona mı Roma mı derken yoğun muhalefet !! ( tabii geçen sene Dubai'e giderken herkesin içi rahattı. Bu sene Roma 'ya gidelim dedik beylerin neşesi kaçtı!) sebebiyle kırdık rotayı Barcelona'ya..

Hangi gün nerede yemek yiyeceğimiz, hangi ''in '' mekanlarda olacağımız gurme bir arkadaşımızın elinde ve bilgisinde ; biz tamamen aylak bir halde; bize göre muğlak bir programın parçası olarak mutlu ve mesut bir halde salınıp durduk çoğu zaman.. Her fırsatta bol paylaşım ve kahkaha dolu.. Rekabet desen diz boyu:)) Anladınız siz onu.. ))

Neyse bir öğleden sonra Picasso Müzesinden çıktıktan sonra civardaki populer  restaurantların birinde yemek yemeyi planlamış ve hayal etmiş gurme arkadaşımızın ! ( hadi bu da artık bu arkadaşımın kod adı oldu !! )  peşinden gidiverirken birden '' Aaa olamaz '' diye durduruverdi  bizi aynı arkadaşımız.. Ne oldu ne bitti derken tam o sırada restaurantların öğlen servislerinin- siesta sebebiyle -kapanıverdiği saate denk geldiğini fark ettik.. Saat 15.00 suları..

Karınları aç, beklentileri yüksek, yorulmuş 5 kadını nereye koyarsanız koyun taaa uzaktan enerjilerini hadi itiraf edeyim gerginliklerini fark edersiniz hemen !!!

İşte öyle bir haldeyiz..Öyle mi böyle mi derken fazla seçeneğin olmadığı bir mahallede, mahallenin kıraathanesi kılıklı bir mekana üstüne üstlük dışarıda da yer olmadığı için içerisine girip oturmak zorunda kaldık.. Mekan anlatılmaz yaşanır.. Büyük beklentiler bir tarafa içeride; İspanya ligindeki bir futbol maçını izleyen ortalama 65 yaşında 2 adam ve 1 -2 masa ( 2-3 kişi ) ve izbe bir köşeye sıkıştırılmış biz..

Yüzler asık, hayalkırıklığı bolca.. Cumartesi öğleden sonra Barcelona 'da  hayal edilmiş bir mekanda olamanın sıkıntısı.. ) Etrafımızda ise bu sıkıntıyı başına kakacak eşlerin olmayışı !!!!Eee ne yapalım ortamı yumuşatalım derken başladık sohbet etmeye.. Ama konulara nerden daldık, nasıl derinleştik ve nasıl çıkamadık halen bilmiyorum.. Ama birden bu 5 kadın  gözyaşları içerisinde birbirinin anlattıklarını dinlerken buldu kendini.. Konu eskilerden çoook eskilerden kimi zaman kendimizden, yaşadıklarımızdan, kimi zaman ailelerimizden, hayallerimizden ve hayalkırıklıklarımızdan  çıktı.. Ama hepsinin birleştiği nokta kendi şanslarımızdı.. Bu gözyaşları da hepsini kapsıyordu.. Biraz keder  biraz sevinç ama bolca şükür içeriyordu..
Ne yedik , nerede yedik, nasıl yedik, kim bize servis yaptı, etrafta kim vardı, o 65 yaşındaki adamlara ne oldu, yan masalar kaç defa doldu boşaldı hiç ama hiç bilmiyorumm..

Bildiğim ve hatırladığım tek an '' O an ''dı.. Hepimizin gözyaşlarıydı..Çok samimi, çok sıcak ..Az bulunan ve çok kıymetli...Yaşandı,boşaltıldı,kalbimize kazındı..

Sonra mı ne oldu ? Barcelona'nın şık bir apartmanın 2. katındaki , herkesin gecenin köründe apartman sakinlerini rahatsız etmemek üzere''şşşşt '' diyerek merdivenlerinden çıktığı  en cool ve yerel bir barına gidildi.. Ve hayretler edildi.. Hem biz mekana,mekandaki vokalist kıza hem de mekandakiler bize hayretler içerisinde baktı... Zira bu denli yerli ve saklı bir mekana gelen ilk turistler sanırım bizdik.. Ne iyi de etmiştik ..)) Yoksa nasıl bu kadar değerli bir an'ı yaratabilecek ve  kazıyabilecektik hem hafızalarımıza hem de kalplerimize baştan sona Barcelona 'da ......


Malum bir süre daha 2012 'de unutulmayan AN 'larımı yazayacağım.. Senenin daha bitmesine sayılı gün varken bende bir fırsat daha yakalamak,başka AN'lar yakalamak üzere ufak bir seyahate gidiyor olacağım.. Dönüşüm muhteşem olacak.. Bekleyin.. Ama biraz da hazırlıklı olun diye bir ipucu vereyim istedim.. Bir sonraki yazım ; Hayal an'lardan olacak..Paylaştıktan sonra soracağım sizlere hangisi hayal hangisi gerçek idi diye..

Kalın sağlıcakla an'da..






3 Aralık 2012 Pazartesi

İpucundan da anlaşılabileceği üzere bu seneye dair unutulmayacak an 'lardan bir tanesi Eylül ayında Karadeniz 'e yaptığımız seyahat idi.. Bu seyahatin tohumları 2011 Ekim'in de Kapadokya'ya yaptığımız bir başka tadı damağımızda kalan seyahatte atılmış idi..

Aramızda işinin '' çay '' olmasından ötürü bölgeyi ve yöreyi çok iyi bir bilen arkadaşımız olunca            '' sırtımız dayandı kendisine  '' taaaki planlanan gün gelip çatıncaya kadar..

15 kişi buluştuk oldukça erken bir eylül sabahında ..İstikamet Trabzon..) Sabahın köründe kalktık,indik, bindik derken fark ettim ki önce cüzdan yok.. Ne yapalım dedim.. Aradık taradık.. Baktık ki yok.. İptal ettik kartları ..İçindeki az paraya da eyvallah deyiverdik, bozmadık moralimizi,devam ettik. Hayırlısı dedik..)

3 gece -4 günlük seyahatimizde planlar bizim için daha önce yapıldığı için ; bize sadece misafir olmak, bol bol yemek yemek, bol yürümek, bolca hayret etmek ve hepsinden önemlisi bolca şükretmek düştü..
Neye mi ? Tanık olduğumuz onca güzelliklere..

Yörenin bende uyandırdığı, bana kattığı, düşündürttüğü keyifli duygulara gelince...

1. Sporun her türlüsünü yapmaktan inanılmaz keyif aldığımı tekrar duyumsadım.. Hem de iliklerime kadar.. Halen nasıl güldüğümü ,nasıl heyecanladığımı dün gibi hatırlıyorum ''rafting'' yaparken.. En son aynı grup arkadaşlarım ile Dalaman 'da 14 sene önce yapmıştık şimdi  Karadeniz'de..En önemli fark 14 senede ;hepimiz bekardık şimdi hem evli hem çocuklu..))

Önce adrenalin salgılandı sonra ise seratonin ve böylece kazındı  beynime de kalbime de o eşsiz an'lar ..





2.Şehir hayatını fazla kanıksayınca insan yanıbaşındaki Belgrad ormanı bile vaha gibi gelir çoğu zaman..Ama bu tanık olduğumuz '' Doğa '' başka idi.. Çok başka.. Sanki Alis harikalar diyarına gelmiş ve  o sürrealliğin başrol oyuncuları olmuştuk..
Bu fotoğraflar 2300 metredeki Pokut yaylasından.. Yaylada hepi topu 50 adet ahşap ev kalmış.. En eskisi 250 senelik.. )) Mucizeye tanık olmak çok yönlü anlayacağınız....





3. Bir çoğumuz için müziğin ruhu beslediği bir gerçek.. Ama bazı anlarda dinlenen, çalınan ,söylenen müzik ibadet gibi..Gerçeklikten ayrılıp, bir başka hayata göçmüşüz hissi yaratan sanki..

Pokut yaylasında olağanüstü bir yemeğin ardından gitarı ile genç bir Karadeniz delikanlısı belirdi başucumuzda.. Ve biz ne olduğunu anlamadan bir türkü söylemeye başladı gitarı ile.. Kimse kıpırdayamadı, dondu kaldı.. Önümüzde olağanüstü bir manzara, kulağımızda yanık bir türkü..Gitarın bu manzaraya kattığı eşşiz rolü...) Bu ibadet yaklaşık 30-40 dak. sürdü sanırım.. Bittiğinde ancak herkes birbirine bakabildi, tebessüm edebildi.. Ondan önceki zamanda herkes bireysel ibadetindeydi sanki..




4.Müzik ile başladık dans ile devam edelim o zaman.. ) Güzel bir yürüyüş sonrasında,tepede güzel bir düzlükte Ayder yaylasına bakan bir yamaçta durduk manzaraya karşı... Tam bu sırada bir sürpriz bi tını duyduk.. Yanımızdaki gitar çalan delikanlı bu sırada elinde bir tulum ile karşımızda idi.. Sıraladı bizi karşısına.. Geçti bize horon öğretmeye .. Yaylaya ilk defa çıkmış olan çoğumuz, tulum'u ilk defa dinleyen biz, horon 'u ilk defa oynayan biz.. )..Film karesi gibi.. Sürreal ve pastoral.. Sıradışı..Ama bir o kadar da samimi,hoş ve sıcacık..
Anlatılmaz an'lardan.. Yaşanılması gereken an'lardan.. Paylaşılması gereken an'lardan..İçimizde görsel bir sanat yönetmeni olmuş olsaydık bir film karesinde figuran olurduk kesinlikle..))

5.Hayatta zamanla, yaş aldıkça ''önyargılardan '' uzaklaşmanın farz olduğunu öğreniyoruz yaşadıkça, deneyimledikçe...Öyle güzel yemekleri, öyle hiç beklenmedik mekanlarda yedik ki..Anladım ki bir daha; gerçek emekle sunulan herşey; ister yemek ister hizmet başka bir kıymete bürünüyor..
İşte bu seyahatte yediğimiz en güzel ve lezzetli yemekleri yediğimiz yerlerden görüntüler..


Dedim ya unutulmaz an'lardan oluşan olağanüstü bir seyahat idi Çamlıhemşin merkezli Karadeniz seyahati..Hani her sene gidilmesi gereken meditasyon seyahatlerinden.. Kimbilir belli mi olur .. Belki gelenek olur..))

Seyahatin başında kaybedilen cüzdana gelince.. İstanbul 'a inilen gece, rastgele soruldu kayıp eşya bürosuna.. Vee bulundu eksiksiz bir şekilde cüzdanım.. Ne para ne bir kart alınmıştı...Hepsi duruyordu tastamam...Trabzon 'da kaybedilen ama İstanbul'a getirilen..

Demem o ki baştan sona unutulmayacak an'lar ve anılarla dolu bir seyahatten izlenimler.... Ancak bu kadar olur.. )) Kalbimizde kalıcı olur ...


Bir sonraki 2012 unutulmayacak an 'larım bir yurtdışı sehayatinden...

2 Aralık 2012 Pazar

2012 UNUTULMAYACAK AN'LARI ...

Yine bir seneyi bırakmaya çok az kaldığı günlerdeyiz..Wayy be diyorum her geçen sene.. Seneler çok hızlı mı akmaya başladı ne ...Hemen toparlıyorum kendimi ve diyorum ki ;varsın hızlı aksın, birbirine benzemeyen , farklı tatlar alınan, keşifler yapılan, cüretkar nice yıllar olsun önümüzde ..

Eskideen çook eskiden hesapçı ,mantıklı ve mantıkçı, gerçekçi,Alman ekolunu benimseyen ben sorardım herkese kendi hesabını kitabını...Nasıl bi sene geçti, neler öğrendin , neleri farklı yapacaksın , nasıl bir sene bekliyor seni diye etrafıma..?? Şaka değil adını menkıbe olarak yanlış koysak da İngilizce '' resolution '' kelimesinin  öyle benimsedik ki ; nice toplantılar yaptık bu kelimenin etrafında.. Kimi zaman iş arkadaşlarım yaka silkti kimi zaman dostlarım ama hiç biri ne kaçabildi benden ne de kendisinden; paşa paşa cevapladılar sorduklarımı....
Sonra bi ara oldu..2 sene önce.. Ben bile sıkıldım kendimden ve dedim ki bırakmalı biraz akışına hayatı.. Tesadüf bu ya ;çıktı karşıma bir deyiş .. Tamam dedim bu ben'im ..))Şimdiki ben..


only this can be the new year's resolution: I resolve never to make any resolutions because all resolutions are restrictions for the future. All resolutions are imprisonments. You decide today for tomorrow? You have destroyed tomorrow. Allow the tomorrow to have its own being. Let it come in its own way! Let it bring its own... gifts." - OSHO ...

Bıraktım sorgulamayı..Ama sadece sorgulamayı ..Yaşamaya çalıştım sadece an'ı..

O yüzdendir ki yine bir Aralık ayında,ben,yani kendim,hatırlamaya çalışıyorum bu yılın an'larını..)Düşündükçe heyecanlanıyorum ..Hatta tekrar yaşıyorum o an'ları .. Sanki geçmişte değil daha dün yaşanmış gibi.. Anlıyorum ki o zaman her şey dün yaşanmış gibi olursa zaman ; ben hiç yaşlanmam o zaman...)
O zaman ; zaman hatırlamak olmalı bu yaşanmışlıkları...EN an'ları..

Bu yılın sonuna kadar; azar azar ,sindire sindire..Yaşaya yaşaya.. Güle ağlaya.. Yeniden doyasıya..))

İlk ipucu bir Karadeniz türküsünden.. ))

Devamı azzz sonra...

Hoş geldim!

Yeni yılın ertesi, annemin başka diyarlara intikal edişinin tam göbeği, oğlumun yeni yaşının hemen öncesi bir zamanlardan merhaba! Uzun bir ...