19 Şubat 2018 Pazartesi

Bir mektup..

Elifcim,

Bu yaşgününde ;  kendimce sana yeterince iyi hissettiremediğimi, , ifade edemediğimi hissetmekteyim. Bunun için yazmak istedim. Yoksa böylesine  biricik bir günde üstünkörü geçip gidildiğini sanma…
Dengelerimi yerine oturttuğum veya senin de aynı ruh halinde olduğunu bildiğim için , dengelerimizi tekrar oturttuğumuz an bunun telafisini yapacağız, yapmalıyız.

Böyle durumlarda hayatın yegane oyun kurucusunu kendim gibi hissedip , oturduğum yerden tahtıverallimi yönetmeye çalışıyorum ama fayda etmiyor, dengesi hiç ortada olmuyor, bir taraf aşağıda bir taraf yukarıda kalıyor. Bunun sebebi şu an yakın tanıdığımız bir kişinin çektiği tarifsiz acılara kayıtsız kalmamak isteği, çabası…

Aslında hayatta oyun kurucu olmak diye bir şey yokmuş. Oyunun içinde kalabilmek varmış. Tıpkı müzik bittiğinde sandalyeyi kapan olmak gibi. Müzik bittiğinde  illaki sandalyeleri birileri kapıyor, birileri oyunun dışında kalıyor. Ama elden ise hiç bir şey gelmiyor.
Öte yandan müzik de muhteşem , oyun oynamakta….
Ama müzik bittiğinde, oyunun dışında kalanın sessizliği, sindirilmesi zor bir durum yaratıyor.
Hele de canı bir şekilde yanmışsa.
Canı yanmak …
Ne kadar da kolay yazılıyor .
Ne kadar da kolay söyleniliyor.
Ama ahhh bir de canı yandı mı sor bakalım Canan ‘ a…
O tarifsiz acıdan kurtulabilmek için neler vermezdi.
Öyle bir acı ki insana çocuklarını aramayı unutturuyor.
Öyle bir acı ki sadece ama sadece acının geçmesi için var olmaya çabalıyor.

Halbuki biz müzik dinleyip oyun oynacaktık… Acı da nereden çıktı ?
Müzik  hep var da,
Duyabilene.
Ama bir de şans diye bir şey var be ya bu hayatta.
Orası kesin.
Bir ara anlatırım sana.
Kimin şanslı olduğunu bilmem ama kimin şanssız olduğunu çok iyi anlatırım bak.

Bir arkadaşımız .
Güzel kadın.
Hem de çok.
Ama çok şanssız.
En azından şu an.
Ve tarifi olmayan acılar içerisinde.
Ancak morfin işe yarıyormuş öyle diyeyim.
Herkes bu durumlarda başka bir şeye duacı olur ama benim duam net.
Acının dindirilmesi.
Sızıyı hiç bir zaman dindiremeyecek olsak da kalplerimizde.

Şu an bir arkadaşım hasta yatağında ve çok acı çekmekte.
Halbuki hayat boyu şifa dedi, şifa olma, şifa verme, şifa peşinde oldu.
Şu an ise şifa en çok O’na gerek.

15 Ocak ‘ta evinde O’nu ziyaret ettiğimde sohbet sohbeti açtı ve bana şifacı bir arkadaşının O ‘na yazmış olduğu bir nottan bir bölüm okudu.

Ben de not almıştım.

‘’ Küçük taşlar koca akarsuda yok olurlar ya da yolun kenarına savrulur, parçalanırlar .Kaygan taşlar yıllarca suyla seyahat ederler , git gel parlarlar. Gidecekleri yeri düşünmezler. Kim götürüyor, nereye götürüyor düşünmezler.Sadece suyla eğlenmenin tadını çıkartırlar ‘’

18 şubat.

Not etmek istediğim tek şey. Şifa isteyen herkes için ...

Parla, çağla , suyla eğlenmenin tadını çıkart.
Gideceğin boyutu hiç düşünme.
Kim götürüyor, nereye götüyor hiç merak etme.
Güven olan bitene.
Müziğin hep var olduğunu da unutma.
Hem de her boyutta.

Yeter ki acı dinebilsin ki müziğin sesini duyabilelim.

Yeter ki bizim güzel arkadaşımız şifa bulabilsin.Acısı dinsin.

Amin.








9 Ekim 2017 Pazartesi

Kendime sorular

Upuzun bir zamandır seslenmiyorum aslında. Kimseye ama başta kendime.
En büyük sıkıntım odaklanamamak.
İşime gücüme.
Halbuki severim işimi de gücümü de. Esaslıca üretmeyi de.
Tam düşünmeyi düşünmeye başlıyorum, bilinçli bir şekilde savuşturuyorum düşünmeyi ve odaklanmayı.
Sebebi çoktur veya yoktur. Bunu  bilebilmek için bile odaklanamadım. Bilsem ne yapardım hoş onu bile bilmiyorum.
Bildiğimde de  ne yapacağını bilememe hali.
Bir çeşit döngü yani.
Bu arada aklıma geldi kısır olmayan döngü var mıdır acaba ?
Odaklanma ile ilgili başladım kısır döngüye takıldım. Birkaç zamandır aynen böyleyim.
Halbuki en güçlü yönüm budur.
Odaklanmak.
Madem zihnen düşüncelerimi kovuşturabiliyorum, yazarak odaklanmayı tekrar denemem gerektiğine karar verdim.
Yazılarımı bile odaklanamadığım için epeydir yazmıyordum aslında. Halbuki yazmak her zaman derdime derman bulmama sebep olmuştur.
Klasik derman aramak yerine bu sefer kendime sorular hazırladım. Rastgele sorular. Bazıları zor bazıları ise düşündürtücü. Amaç şu an için sadece ''seslenmek '' kendi içime.

Kendi kendimin dikkatini çekerek kendimi, kendime odaklamak.

Seslenmek, ses vermek, ses etmek , ses çıkartmak , ses yükseltmek, sesimi kısmamak, ses getirmek için sorular hazırladım. Bu soruların cevaplarının sadece bir amacı olmalı kendimce.
Yola çıkartabilmeye yeter olabilmesi.

Hele bir yola çıkartsın beni, bilmediklerimin peşine düşerim. Diyorum. Diliyorum.
Bir yandan da  zihnimin arka planınında ortağım Bahar'ın sesi '' Soruları soran cevaplardan kaçamaz''.
Kaç bin defa tekrarlamıştır acaba bunu son 7 senede ? Şarkının da dediği gibi '' özledim sesinin kokusunu özledim .... ''

                                                       KENDİME SORULARIM
                        ( Bütün bu soruları üretme /iş yaratma alanına dönük olarak sordum ) 


1. Üretmek benim için ne ifade ediyor?
2. Hayatta neden/hangi alanlarda üretirken keyif alıyorum ?
3. Hayatta süreçler  mi sonuçlar mı beni daha çok etkiliyor ? Neden ?
4. Hayatta neleri daha kolay bırakıyorum ? Neleri daha zor ?
5. Hayatta - kendim için- hangi duyguyu önemsiyorum ?
6. Başkalarında hangi duyguyu yaratmayı önemsiyorum ?
7. Yola çıkmak için neye /nelere ihtiyacım var ?
8. Doğadan nasıl faydalanabilirim ? Ben doğaya ne kadar  uzak /yakınım ? 
9. Ne kadar basit olabiliyorum ? Basit olabilmek ne kadar önemli ?
10.Tasarlamaya , yaratma  ve yaratıcılığa ne kadar anlam yüklüyorum? Benim için önemi nedir ?
11.Hayatta gözlemlemeyi sevdiğim şeyler neler ?
12.Nasıl öğreniyorum ? En etkili şekilde kimlerden öğreniyorum ?
13.Hayatımda ki bağlantıların, metoforların ortak noktası nedir ? Şu an kadar bana  genellikle ne göstermişlerdir?
14. Şu ana kadar üretirken  hiç temas kurmadığım kimler oldu ? Onlara erişsem nasıl   faydalanabilirim ?
15. Yapmayı mı, akıl vermeyi mi, planlayıp yönetmeyi mi daha çok seviyorum ?
16. Para kazanmaya yüklediğim anlam ne ? 
17. Teknolojiye ve sunduğu  yeniliklere yüklediğim anlam ne ?
18. Beni en çok heyecanlandıran şey ne ?
19. Üretirken keşke diyeceğim şey ne olabilir ?
20. İyi ki diyeceğim şey ne olabilir ?





10 Mayıs 2017 Çarşamba

Canım kızıma mektup -TEOG öncesi


Aşağıdaki mektubun biraz daha uzununu neredeyse 3 hafta önce gerçekleşen TEOG sınavları öncesinde kızıma yazıp vermiştim. Kayıtlara geçmesini istedim...



Canım kızım Ela’cım,

Herşey geçen sene Haziran ayında katıldığın YGA kampı ile www.yga.org.tr/ başladı. Küçük bir defter ile döndüğün kamp sonrasında bana çok bir şey anlatmadın. Hatta her zaman yaptığın gibi       ‘’ çok sıkıcı idi ‘’ dedin. Sonra ben tesadüfen masamda küçük bir  defter buldum , meğerse YGA kampının not defteri imiş. 

İçinde yazanları hayranlıkla okudum…Henüz 13 yaşına basmamış olduğun günlerde şunları kayıt altına almışsın ki ben de hem yaşını hem de seni bu yaşında nelerin etkilediğini  mutlaka ama mutlaka kayıt altına almak istedim…





Sonra dinlediğin konuşmacılardan seni etkileyen bölümlere dair aldığın notları okudum;







Canım kızım Ela’m,
El yazısıyla yazdığın bu notları okuduğum an, aklına ve yüreğinin gücüne, yapmak istediklerine şaştım kaldım. Kalbinden geçirdiklerine, kendine rol model aldığın kişilere, hangi yönleri ile rol model aldığına tanık olmak, yaşı 13 bile olmamış bir genç kız olarak hayalleri büyük olan kişilerden etkilenmene hayran oldum.  O gün sana her şeyden ve her zamankinden daha fazla güvenmem gerektiğini anladım.

Öte yandan bunları yazmak demek, bunları bilgece ve ustaca hayata geçirebileceğin anlamına gelmezdi elbette. Zamana, yaşanmışlıklara ve tecrübeye ihtiyacın vardı. Sınav ve sınanmalara ihtiyacın olduğun gibi…İşte tam bu noktada da TEOG denen illetten sen de nasibini aldın. Bu yanlış bir zamanda ( ergenlik )  başına gelebilecek en saçma sınav bile olsa , sınav sınavdır, tecrübenin  de tecrübe olacağı üzere…

İyisi ile kötüsü ile.

İşte tam da bu noktada, sınavın 2. aşamasına 1 gün kala sana gönlümden geçen herşeyi, yaşadıklarını ve yaşayacaklarına dair yazmak istedim.

Bu dönemine dair kayıt altına almak istediğim en önemli şey, defterine yazmış olduğun gerçek hayat hikayelerinden kesitlerini senin de kısmen deneyimlemiş olman.
Hatta aynen Ebru Özdemir ‘i dinledikten sonra yazdığın gibi
 ‘’ Hiçbir zaman pes etmeyen, iç disiplini çok yüksek ve güçlü, her zaman pozitif ‘’ oldun sen de  bu dönemde…

Zaman zaman dağılsanda büyük çoğunluğunda bu ruh ile çalıştın.

Öykündüğün, ilham aldığın değerleri, böylesine zor bir dönemde - kendini tanıma, kişilik oluşturma, deneyimlere açık duruma gelme,  kural ve sınır tanımak istemediğin bir dönemde - ki kısaca biz buna ergenlik diyoruz - hayata geçirmeye çalışmak çok ama çok kıymetli idi. 

Seninle gurur duyuyorum. 

Çoğu zaman sana da söyledim, hissettirdim ama yine de yazmak ve kayıt altına almak istedim.


İhtiraslı kızım Ela’m,

 Geçen akşam babanla kelimelerin gücünden bahsediyorduk konu ‘’ihtiraslı’’ ve ‘’hırslı ‘’ kelimelerinden açıldı. Döndük Türk Dil Kurumu sözlüğüne baktık…İhtiraslı için ; aşırı güçlü istek, tutku yazıyordu. Hırslı içinse ‘’açgözlü, muhteris, kızgın ve öfkeli ‘’ yazıyordu. Baban ve annenden sonra ailedeki ihtiraslı kişiler topluluğuna hoş geldin J yavrucum.

Sevgili kızım , şu yaşımda çok daha iyi anlıyorum ki hayattaki en önemli şey; yaşama dair  istek ve tutkularımızı sürdürülebilir kılmak. Erken tükenmeden, her şeyi doğru zamanda deneyimlerek, ilerlemek,  gelişmek ve geliştirmek…Yani ihtiraslarımıza bir ömür sahip çıkabilmek. Yılmadan, pes etmeden.

Senin de en güçlü yönün ; yaşama dair heveslerin, içine sokmak istediklerin kadar dışarı akıtmak istediklerin. Bunların birçoğuna tanık oluyor olsak da daha fazlası YGA defterine yazdıklarından fışkırmakta zati. Hele Mevlana ‘nın söylediği laftan etkilenerek not etmen ise beni çok etkiledi.

Dolayısıyla bir TEOG sınavının SONUCU senin yaşama dair hevesinin de , başarı ve başarısızlığının da bir yansıması olamaz ancak nasıl hazırlandığın , hangi duygularla nasıl baş ettiğin , hangi sonuçlara rağmen yoluna nasıl devam ettiğin  ÇOK önemli bir gösterge olabilir. 

Bu süreçteki karnene bakacak olursak ihtiraslı kızım ,

Kendine göre hayal kırıklığına uğradığın 1.sınav sonrasında pek çok zorlu şeyle aynı anda yüzleşmek zorunda kaldın.

Halbuki hayal kırıklıkları çok iyi bir şeydir güzel kızım. Öncelikle hayallerinin olmasıdır kıymetli olan. Başarı ise aldığın sonuç değil süreçte tecrübe ettiğin deneyimlerine göre yeniden konumlamaktır kendini.

Birçok 40 yaşını aşmış yaşıtım dahi yaşadıkları ile yüzleşmekten kaçıp, kendini  ve hayallerini yeniden konumlama, yaratma konusunda başarılı olamazken senin 13 yaşında bütün bunları başarmış olman görüyorum ki en büyük hazinen. Bu hazinene çok iyi bakmalısın zira seni sen yapan en büyük gücün , mantığının , sağduyunun yanında bu olacaktır belli ki.


Güzel kızım,

Hayatta farklı alanlarda bir sürü tecrübe ve deneyim elde etmek mümkün. Hatta deneyimlerin hepsini senin tecrübe etmene de gerek yok. Başkalarından alacağın akıl ve tavsiyeler de senin yolculuğuna renk ve öngörü katacak, yolunu kimi zaman zenginleştirmene bazen de değiştirmene, kimi zaman daha iyi bir şeyi tercih etmene sebep olacaktır.

Senin de bu yaşında bile bir sürü deneyimin , zenginliğin var. İş bu zenginlikleri bambaşka bir alanda sentezleyebilmekte.

Mesela yarın gireceğin TEOG sınavını, daha önce çıktığın nice tenis maçlarına benzetebilirsen eğer, kendini ve daha önceki sınavdan almış olduğun notunu da tenis maçındaki 1. sete benzetebilirsin. Daha maç bitmemiştir ama rakibini, sahayı tanımışsındır artık.

Çekinmene gerek yoktur artık. Tenis maçlarında sahayı ve rakibi tanıdığın kadar geçen süre zarfında aslında kendini tanıyorsun. Oynadıkça kendine güvenin geliyor. Kafanda büyüttüğün rakibini, aslında sadece kafanda büyütmüş olduğunu, sahadaki rakibinin bambaşka olabildiğini ( daha az güçlü olabileceğini), hatta kendinin rakibinden daha iyi olabileceğini idrak ediyorsun. 

Doğru kelime de bu aslında. 

İdrak  etmek, farkına varmak. Kendi kapasiteni, hevesini, vermiş olduğun tüm emekleri, pes etmek için hiçbir sebebinin olmadığını fark ediyorsun.

Ne zaman idrak ederek çıkıyorsun maçların 2. setine, çoğunlukla da kendine güvenin gelmiş, hevesini canla başla ortaya koyan bambaşka bir Ela oluyorsun sahada.

Bırakıp kafanın içindekileri, asılıyorsun sahanın içinde olan bitene. O noktada bambaşka bir performansa sahip oluyorsun işte. Kendine ve yapabileceklerine daha fazla güvenen bir ELA çıkıyor içinden. Hem rakibin karşısına hem de kendinin karşısına.

Bambaşka bir Ela çıkmasına neden şaşırıyorsun ki peki ?

Sen değil miydin maç öncesi antremanlarda yüzlerce defa aynı backhand, forehand vuruşu sayısız defa çalışıp emek harcayan…

İşte yarın ki 2. aşama TEOG sınavını senin maçlarındaki 2. Sete benzetiyorum. 

Artık sistemi, başına gelebilecekleri az çok deneyimledin. ( sahayı ve rakibini iyi tanıdın ) 
Ama en önemlisi kendini çok iyi tanıdın, yapabileceklerini biliyorsun.
Zira çok emek verdin, çok çalıştın, çok istekli ve hevesli idin. O zaman geriye tek şey kalıyor , bütün bu deneyimlerini sentezleyerek , kendine güvenerek , içindekileri dışa vurup yansıtman…

Tek yapman gereken elinden geleni yaptığın çalışma dönemini dışa vurabilmektir.

Yani sahaya çıkıp elinden gelenin en iyisini yapmaktır. 


Canım kızım unutmamanı istediğim tek ve en önemli şey,  

İçinde tuttuğun hazineyi yansıtmak için sadece bir sınav yok önünde…

İçindeki ihtiraslarını, sınav olsun olmasın önünde HER DAİM yansıtabilmektir en önemli beceri. Kendine güvenerek içinden geçenleri yansıtmaktır en kıymetlisi.

İşte ancak o zaman, sen de,  gün gelir  bir başka 13 yaşındaki kızın defterine konu olursun, deneyimlerinle. ELA...... ‘ün kendi cümlelerini, hayallerini ve nasıl pes etmediklerini yazarlar defterlerine...

TEOG sınavı sadece bir rakamdır ama bundan sonra ne yaptığın, bu süreçte neler öğrendiğin, nasıl ilerlediğin, nasıl geliştiğin ve yansıttıkların esas  konu olacaktır anlatacaklarına da , ileride yazacağın ve yaratacağın hikayelerine de  başkalarına vereceğin ilham kaynaklarına da…

İçindeki hazineyi hevesle yansıtmak isteyen canım kızım Ela’m,

Hayatta tükenmemek adına senin adına dilediğim en önemli şey başına gelebilecek tüm sınav ve süreçlerden kolaylıkla geçmen, kolaylıklarla  yönetebilmen.

Ben hayatımda hep zorluğu çağırdım. Eyy zorluklar yeneceğim sizi dediğim tüm süreçlerin sonunda yoruldum ve tükendim. Tekrar ayağa enerjik kalkmam kolay olmadı.

Ama 43 yaşında hem kendim hem de sizler için 2 duam var. Birisini çok iyi biliyorsun zaten. Şu an için anlaman mümkün olmasa da ileride,  belki yakın belki uzak geleceğinde beni çok daha iyi anlayacağını biliyorum.

O yüzden bildiğini çok iyi bildiğim duayı senin için yine tekrar edeceğim;

‘’ Hakkında hep en hayırlısı olsun inşallah’’

Ama hemen ardından ise 2. duamı ekleyeceğim;

‘’Olmasını istediğin , gönlünden geçirdiğin her türlü istek ve arzu kolaylıklar ile gelsin. Zorluklara gebe olan şeyleri oldurtmaya çalışmak yerine, seninle akıp gidecek, kendini daha çok gerçekleştirmeni sağlayacak olanaklar çıksın karşına ...

Öyleki bu olanaklar da sana  daha  kolay hatalar yapıp , hatalarından kolaylıkla öğrenebilmeni sağlasın.

Hatalar hep yapılacak ama hataların kolay olanları ayağa daha kolay kalkmanı, içinde taşıdığın hazineyi daha kolay yansıtmanı sağlayacaktır.''

Seni çoook seven ve her daim gurur duyan annen İpek J